21 Temmuz 2017 Cuma

CHINA101: Çin Günlükleri 2



Bu yazıda Çinde gözlemlediğim ilginç şeyler ve kültürel farkları anlatacağım, neler yaptığımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


Çinli değilsen uzaylısın



Eğer Çinli değilseniz sokakta yürürken herkes ama herkes size bakıyor. İnsanlar çaktırmadan ya da direk telefonu gözünüze sokarak sizin fotoğrafınızı çekmeye çalışıyor. Uzun kıvırcık saçları ve iri gözleri olan bir arkadaşımla yemek yerken bir adam restorandan içeri girdi ve şoka girip arkadaşımın saçlarına dokunmaya çalıştı. Bir arkadaşım bileğini incitti ve dinlenirken Çinli biri selfie çubuğunu kızın gözüne kadar dayayıp fotoğraf çekip gitmiş :) Ya da daha nazikleri kibarca "fotoğraf çekilebilir miyiz" diye izin istiyorlar.





Fotoğraf çekilen Çinliler ve Ilgın <3

Artık izinsiz fotoğraf çekmelerinden o kadar sıkılmıştım ki fark ettiğimde el sallayıp poz vermeye başlamıştım. Bunu görünce de hemen utanıp gidiyorlar :) Bir de İngilizce bir şey sormaya çalıştığımızda deli gibi utanıyorlar. Dil bilmedikleri için kütüphaneyi ararken sadece "library?" diye soruyoruz ve aldığımız cevap "lib...lib... library??!!" deyip koşarak uzaklaşmaları oluyor.

Bir keresinde arkadaşımla McDonaldsta sipariş beklerken annesinin kucağında tatlı bir kız gördük ve ona Çince "merhaba" dedik. Kız kafasını çevirip bizi görür görmez gözlerini kocaman açtı, yarım metre havaya sıçradı ve bağırarak annesinin boynuna sarıldı :) Sanırım çekik olmayan insanları gerçekte hiç görmediler ve görünce ne yapacaklarını bilmiyorlar.



Söylendiği kadar pis mi?



Evet. Tek kelimeyle evet. Restoranlarda yemek hazırlayan kişilerin uzun tırnaklarını geçiyorum çünkü konu bu seviyede değil. İnsanlar yürürken bir anda yola balgam atabiliyor ya da yemeğin ortasında yüksek sesle geğirebiliyor. Bunu da geçtim kültür farkı diyelim, ama neden umumi tuvaletlerin kapısı açıkken görürsün işini? Bağırsak problemi yaşıyor olabilirsin ama bak orada sifon diye bir şey var, eğer kullanırsan o iğrenç görüntü, koku ve sineklerden kurtulabiliriz hepimiz. Tuvaletten çıkınca da belini yolda yürürken toplama bir zahmet :(

Zaten tuvaletlerde tuvalet kağıdı ya da sabundan eser yok, ben giderken kendi tuvalet kağıtlarımı götürmüştüm mesala.

Bir de çocuklar var. Çocuklara özel altı açık pantolon giydiriyorlar ki yolda tuvaleti gelirse olduğu yere yapsın sonra yoluna devam etsin, hiç bel toplama derdi olmasın :D

Yeni sezon Çin çocuk modası


Çakma cenneti ve küfür


Çin denince akla gelen ilk şeylerden biri çakmacılar olunca biz de bu "fake market"lerin yolunu tuttuk. Burada elektronikten hediyeliğe, kıyafetten saate kadar her şey var. Bu marketlerde öyle bir pazarlık söz konusu ki, 280 yuan dediği Kanken çantayı 45 yuana (22 TL) alabildik. İlk gün gittiğimizde neye kaç yuan dememiz gerektiğini bilmiyorduk. Eğer gidip Kankene 15 yuan derseniz satıcı size "sucker" diye bağırır tabi. Buna da cevap olarak vermeniz gereken tek şey "fuck you".

Eğer satıcının söylediği fiyat size fazla gelip dükkandan çıkarsanız hemen "okey okey" diye peşinizden gelip "sen kaç verirsin" diye soruyorlar.


Ne yiyor bu insanlar?


Hepimizin merak ettiği klasik soru. Aklıma gelen ilk cevaplar pirinç ve deniz ürünü. Pilav demedim çünkü o şey pilav değil. Lapa desen lapa değil, yağsız tuzsuz bir pilav düşünün, işte bütün öğünlerde onu yiyorlar. Her öğünde mutlaka pirinç, tavuk, sebze, balık ve karpuz oluyor. Yoğurdu da şekerli halde bizim Kido sütler gibi kutudan pipetle içiyorlar.

Kahvaltıda milyon çeşit pirinç yemeği, noodle, et gibi şeyler oluyor bence akşamdan kalanları yiyorlar. Ayrıca her şeyin içinde yumurta var, hazır kekten tutun burgere, noodledan tatlıya kadar.

Yediğimiz en lüks yemek
Sol altta çorba, ortada balık-sebze-tavuk, sağ üstte pirinç ve ekmek(?)


Ben annemin "kızım bak kutu kutu konserve al" demesini dinlemeyip "anne ben ortamı tatmak istiyorum, ne bulursam yiyeceğim" dediğim için yanıma çok az yiyecek almıştım. İlk 10-11 gün bayağı bir Çin yemeği yedim ama daha sonrasında yemek yapılan her yerde olan ağır bir yağ kokusu çok fazla midemi bulandırmaya başladığı için McDonaldstan çıkmadım açıkçası. Eğer yemek yapılan bir yerden geçiyorsanız bu kokuyu duymak zorundasınız.



Yemekler fotoğraftaki gibi döner masada geliyor, siz istediğiniz kadar tabağınıza alıp yiyorsunuz - tabi çubuklarla.


Yaşam pahalı mı?


1 Lira 2 Yuana denk geliyor, yani bizim paramız iki kat daha değerli ama hayat Çinde daha pahalı, bu yüzden ben Türkiyedekiyle aynı parayı harcadım. Örneğin su burada 75 kuruş, orada da 1,5 yuan, eşit gibi yani.

Amerikan markaları inanılmaz pahalı. Türkiyede 8 lira olan Starbucks Americano orada 12 lira, Bigmac Türkiyede 12 lira iken Çinde 16 lira. Çin restoranları ise çok ucuz. Günlük 20 liraya krallar gibi karnınızı doyurabilirsiniz. Bu Amerikan pahalılığının komunist devlet olmanın sonucu olduğunu anlatmışlardı bize bir derste.

Bir McDonalds menüsü


Elektronik ürünlerin fiyatları da ucuz denebilir, iPhone 7 Plus 3000 liraydı örneğin. Ayrıca Çinliler deli gibi elektronik hastası. Metroda internet çektiği için herkes sürekli internette, ya dizi izliyorlar ya da bizim WhatsApp gibi WeChat kullanıyorlar. Arkadaşlarıyla sohbet ederlerken ya da marketteki kasiyerler bile sürekli kulaklıkla bir şeyler dinliyor.


Hava durumu nasıl?


İnanılmaz sıcak ve nemli. Gece bile olsa camı açtığınızda sanki saunaya girmişsiniz gibi nemli sıcak hava doluyor içeri. Sabahın 8inde bile 40 derecede eriyebilirsiniz, tabi şansınıza güneş varsa. Yoksa hava aydınlandığı andan karardığı ana kadar hep aynı gri gökyüzü var, günün hangi vakti olduğunu anlayamıyorsunuz. 

Bir de yağmur meselesi var, ilk hafta neredeyse her gün saat 4-5 arası deli gibi ama gerçekten deli gibi yağmur yağdı. Herkes kapalı bir alanda yağmurun geçmesini bekliyor öyle olunca. Bütün motosikletlerin özel şemsiyesi var. Bir gün yağmura yakalandım ve üzerimde yağmurluk ve kot ceket olmasına rağmen tişörtüm sırılsıklam olmuştu.


Ne kadar pis ya da sıcak olursa olsun, ben hayatımda bu kadar farklı bir deneyim yaşamamıştım. Kendime çok şey kattığımı düşünüyorum ve açıkçası bir daha gitmek için gün sayıyorum :)

Gelirken "Çine gidiyoruz inanamıyorum" diye gülümserken dönüşte uçaktan dışarı bakarken "bu kesinlikle son gelişim değil" diye gülümsüyordum.

CHINA101: Çin Günlükleri 1


Benim ne işim var 8000 kilometre uzaktaki yerde?



Boğaziçindeki Konfüçyüs Enstitüsü her sene Çince dersi alanları Çine götürüyor, bu sene kontenjan artınca ders almayanları da götürdüler, ben de bu sayede Çine gitmiş oldum :)

Uçak biletimizi Air Chinadan aldık ama bize bu uçuşları THY yapıyormuş dendi, yani uçağa binene kadar THY mi yoksa Air China ile mi uçacağımız tam belli değildi. Zaten belirsizlik var, bir de kontuarda görevli biletimizi bulamadı, yanlış güne baktığı için ismimiz gözükmemiş (kocaman alkış). En son artık kapıda THY uçağını görünce hepimiz rahatladık tabi.

Kapıda sıra beklerken Çinli bir adam bizle kimsiniz, neden gidiyorsunuz diye sohbet etmeye başladı, sonra uçakta da yanımıza gelip telefon numaramızı istedi. Defalarca hayır diyoruz adam gitmiyor, resmen yapıştı :D Gece 2 de havalandıktan 1 saat sonra tam Hazar Denizi üzerindeyken gün doğdu ve mavi gölün üzerinde pespembe bulutlar inanılmaz tatlı görünüyordu. Biraz daha ilerleyince de Gobi Çölünü gördük.

Gün doğumu ve altta Hazar Denizi

10 saat sonra Şanghaya indik ve kapıların açılmasını beklerken yanımızda oturan Çinlilere "Çince "evet, hayır" ne demek" diye bir soralım dedik. Sormaz olaydık, tek kelime İngilizce bile bilmiyorlar. Kime sorsak yanındakine sesleniyor yardım et diye, insan bir evet, hayır ne demek onu bilir yani (ilerde öğrendik ki "water"ı  bile bilmiyorlar). Uçaktan indik, annemleri aramaya çalışıyorum ve telefonumdan gelen tek ses telesekreterin "ni hao" sesi. Ne arama yapabiliyorum ne mesaj atabiliyorum. İnternet desen zaten Whatsapp, Instagram yani hiçbir Google ürünü çalışmıyor; sap gibi kaldım ortada. Aslında o noktada anlamam gerekirdi başımıza neler geleceğini.


Not: Bu yazı Çinde yaşadığımız olayları anlatıyor, Çin hakkındaki yorumlarım ve ortamı anlattığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


İlk izlenim : acı, çok acı



Bizi havalimanında Şanghay Üniversitesinden iki görevli karşılayıp yurtlarımıza götürdü, bu arada yurtlar resmen otel gibiydi. Yerleştikten sonra hava almak için camı açtım, diyorum ki oh eser şimdi biraz, ne esmesi resmen içeri sıcak hava ve baharat kokusu girdi camdan. Hava o kadar tuhaf ki, camı açınca gelen hava sanki otobüs motorunun yanından geçerken gelen hava gibi.

Daha sonra akşam yemeği için okulun yakınlarında bir çarşıya gittik ve noodle söyledik. "Noodle yani bildiğimiz şey ne kadar farklı olabilir ki" cümlesinden sonra hatırladığım tek şey bütün ağzımın alev alev yanmasıydı. Pul biber acısı gibi değil ama, direk bütün ağzımın alev aldığını hissettim, ejderha olsam daha az ağzım yanardı sanırım :)

Noodle yediğimiz çarşı

Biz okulun başlamasından erken geldiğimiz bir tam gün boşluğumuz vardı. Ertesi gün dışarı çıkıp kahvaltı edelim ve biraz gezelim diye dışarı çıktık. Meşhur 85 Degrees diye bir fırına geldik, her şey mi şekerli olur yani, hotdogda bile şeker vardı düşünün artık, sanırım hamurlarının içine şeker katıyorlar. Yemekten sonra fiyat/kalite performansında dünya lideri ve artık Türkiyede de mağazası olan, elektronikten terliğe kadar her şeyi satan Minisoya girip hayatımızda yapmadığımız alışverişi yaptık (Sanırım Türkiyedeki fiyatlar Çindeki kadar ucuz değil).

Minisoda bluetooth hoparlör bulunca hemen Türklüğümüzü gösterdik, Çinde de olsak kanımız Türk kanı ve "oy farfara" açıp dans ettik :)

 


İzdivaç Şanghay versiyonu



Şanghayda çok değişik bir gelenek varmış, aileler bir yol boyunca dizilip şemsiyelerin üzerine çocuklarını anlatan yazılar yazıyorlar ve çocuklarına talip arıyorlar. Diğer insanlar da ciddi ciddi bu yazıları okuyup kendilerini beğendirmeye çalışıyorlar. Bu sistemin adı "Şanghay Evlilik Marketi" imiş. Nanjing Roada giderken biz de bu pazardan geçmiş olduk :)

Şanghay Evlilik Marketi

Minisodan sonra dünyanın en uzun alışveriş caddesi olan Nanjing Road ve meşhur Şanghay silueti olan The Bunda geçtik ve ben hayatımda bu kadar etkileyici insan yapımı bir şey görmedim. O kadar çok gökdelen var ki ve bu gökdelenlerin ışıklandırılması hava kirliliğiyle birleşince çok değişik bir görüntü ortaya çıkıyor. Bundda mezuniyet için fotoğraf çekilen Şanghay Üniversitesi öğrencileri ile karşılaştık ve üniversite bayrağı açtıklarını görünce kadroya dahil olduk :)

The Bund

Ertesi gün (pazartesi) okul açıldı, programın tanıtımı yapıldı ve öğrenci kartlarımız basıldı (tabi ki ben bu kartı Türkiyeye dönerken kaybettim). Kampüs çok büyüktü ve herkes bir yere giderken sürekli bisiklet biniyordu. İndirilen bir uygulamayla bisikletler kullanılabiliyor ama biz Çin hattımız ve internetimiz olmadığı için bisikletleri kullanamadık, bu yüzden her yere (yurttan okul 30 dakika kadar sürüyordu) yürüyerek gittik. Sabahın 8 inde bile 40 derece sıcak olunca yürümek resmen işkenceydi.

Ertesi gün iki günlük gezi için Wuzhen (ucen diye okunuyor) ve Hangzhouya (hanco) doğru yola çıktık. Wuzhen çok değişik, kanallar üzerine kurulmuş bir şehir, bence kesinlikle Asyanın Venediği. Hangzhou da göl kenarında otantik bir Budist kenti. Ben çok akıllı bir hareket yaparak gece fotoğraf makinamı açık unuttuğum için şarjı bitmişti, buralarda çok az fotoğraf çekebildim.

Hangzhou

Hangzhouda gezerken bir mağazada çok güzel bir Çinli elbisesi gördüm. Zaten almak aklımdaydı, desenini de beğenince alayım dedim ama fiyatı çok pahalıydı (100 lira civarı). Satıcı elbisenin ipek olduğunu, bu yüzden pahalı olduğunu söyledi ama ben çok beğendiğim için paraya kıyıp aldım <3 Daha sonra çakmacıların olduğu yerde gezerken Çinli elbiselerini çok çok daha ucuza gördük (yaklaşık 20 lira), işte o zaman anladım elbisede ne kadar kazıklandığımı...

Elbisem
Geziden dönünce okul tam olarak başladı ve Çince, Çince şarkılar, Tai Chi, Kaligrafi derslerine başladık. Çince tonlamalar üzerine kurulu bir dil olduğu için ilk ders çok komikti, herkes bir ağızdan koro gibi doğru sesi çıkarmaya çalışıyordu. Müzik dersinde ise Çince "Mo Li Hua" şarkısını öğrendik. Müzik öğretmenimiz o kadar tatlıydı ve sesi o kadar güzeldi ki resmen kadını alıp eve götürmek istedim, o kadar hayran oldum kadına. Mo Li Hua yı dinlemek isterseniz buraya tıklayın :)

Tai Chi dersi


Hem telefonum gitti hem fotoğraflarım



Oraya gidişimin 4. günüydü sanırım, gece arkadaşımla yolda yürürken telefonum yaklaşık 30 santim yükseklikten yere düştü. Ama bu telefon daha önce nerelerden nasıl düştü hiçbir şey olmadı; bu sefer ekranı paramparça, dokunmatiği zaten çalışmıyor, ekranın köşesi DELİK ve altındaki devreler gözüküyor. Yaptırmaya kalktım dünyanın parasını istediler, bir de nasıl bir şey yapcaklar belli değil. Yeni telefon alsam hem o kadar param yok hem de Çinde Google sıkıntılı olduğundan Androidin Türkiyede çalışmama riski var. Ne yapsam diye düşünürken ertesi gün bir arkadaşım yedek telefon getirmiş onu bana verdi de bu sıkıntıdan kurtuldum <3

Peki ben bu arada nasıl fotoğrafsız kaldım? Telefonum yok olduktan 2 gün sonra arkadaşımla makinadaki fotoğraflara bakalım dedik, ta daaa, o gün çektiklerim dışında hiçbir fotoğraf yok :( Zaten telefonum yok moralim bozuk, bir de üstüne bütün fotoğraflarım ve tabi ki çektiğim arkadaşlarımınkiler de gitti. Dedim ki amaaan napayım gezmene bak sen Cemre, İstanbulda düşünürsün bir çaresini.

İstanbulda fotoğrafları geri getirmeyi başardım, hafıza kartı kendi kendine bir klasör daha açıp onun içine atmış önceki fotoğrafları ama neye göre yaptı bunu hala bilmiyorum. Olsun, sonuç: başarılı <3



Sonraki günler gezmeye Oriental Pearl Tower diye Şanghayın simgesi olmuş bir kuleye çıktık. Kulenin 260 metre yükseklikte tamamen cam bir balkonu vardı ve inanın midem yağ kokusundan ordan aşağı bakarkenki kadar bulanmamıştır :(


Kuleden inince hemen yanındaki Yangtze Nehrinde tekne turu yapıp akşam yemeği yedik ve bunun benim için çok büyük bir anlamı var. 10. sınıfta coğrafya dersinde öğretmenimiz bu ırmaktan bahsetmişti ve ben "acaba bir gün oraya gidebilecek miyim" diye düşünmüştüm, çok net hatırlıyorum bunu. Ve o gün ben o nehirde tekne turu yaptım <3




Biraz da sakatlanalım


Oriental Pearl Towerdan sonra Şanghayın en meşhur şey gece hayatı. Bir akşam dışarı çıktık her şey güzel, dans ediyoruz derken ben bir an kendimi masada dans ederken buldum. Yine her şey güzel dengem yerinde derken ne olduğunu anlamadan biri üstüme düştü ve ben masadan yere yuvarlandım. Son hatırladığım şey iki dizimin birden döndüğü ve benim ona rağmen topuklularla zıplamaya devam edişim. Sonuç: iki hafta geçmesine rağmen dizlerim deli gibi ağrıyor ve ilaç kullanıyorum.



Alışveriş merkezini üzerimize kilitlediler


Şanghay gerçekten çok büyük bir şehir ve metroyla bir yere gitmek çok uzun sürüyor. Alışveriş için bir alışveriş merkezine girmemiz gerekti ama kaçta kapanır ne olur bilmiyoruz. Alacağımızı aldık sonra gittik Burger Kinge yemek yiyoruz ama içeride bizden başka kimsecikler yok, saat de 22:10 civarı. Biz yemeğimizi yerken iki arkadaşımız yanımıza gelmeye çalıştı ama nedense gelemediler.

Zavallılar her şeyden habersiz Burger yerken


Biz onları ararken neden gelemediklerini anladık, alışveriş merkezi kapandığı için kapıları üzerimize kilitlemişlerdi! Ne ışıklar yanıyor ne merdivenler çalışıyordu ve bütün kapılara zincir takmışlardı, üstüne üstlük içeride kimsecikler yok ve şarjımız da yoktu. Yangın çıkışından zorla çıktıktan sonra nihayet arkadaşlarımızla buluşabildik <3

Bu sefer de yanlış metroya binip tam tersi yöne gittik ve aktarma yapacağımız yerde son metroyu kaçırdık. Saat olmuş 23:30, kimsenin bizi anlamadığı bir yerde 4 kız sokakta kaldık. Neyse ki uzun uğraşlar sonunda anlaştığımız güvenlik görevlileri bize taksi çağırdı da gece 1 gibi yurda ulaşabildik.

Metro çıkışında taksi beklerken

Hayatımda ilk defa 12 saat uçtum, ilk defa Asya kıtasına gittim, ilk defa dilinden tek kelime bilmediğim bir yerde 16 gün geçirdim. Hem inanılmaz iyi, hem inanılmaz kötü bir deneyimdi. "Su" yu yarım saat boyunca anlattığımızda anlamayışları, yağmurdan dışarı çıkamayışımız, parçalanan 3 telefon, Nurun "mo li hua" söyleyişi, Furkanın fotoğraf çekilirken "i, ar, san" diye sayışı ve dönerkenki yeni ailemden kopma hissini asla unutamam. Sevgili 403 iyi ki varsınız <3


Not: Çinde yaşadığımız olayları okuduktan sonra Çin hakkındaki yorumlarım ve ortamı anlattığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


Not: Bu yazı gözyaşlarıyla beraber yüzde kocaman bir gülümsemeyle beraber yazılmıştır <3

17 Temmuz 2017 Pazartesi

"Boğaziçi" Moleküler Biyoloji ve Genetik Doğru Tercih mi?

Üniversite sınavına girdiğim sene Boğaziçi ilk ve tek tercihimdi, hatta tüm sene boyunca duvarımdaki Boğaziçi posterine bakarak uyudum ben :) Ama bazen düşünüyorum burası bir öğrenci için, hatta özel olarak Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencisi için doğru bir yer mi diye. Özel okul mu olmalıydı, yoksa Boğaziçi gerçekten "Boğaziçi" miydi?