29 Aralık 2018 Cumartesi

2019'dan Tek Beklentim: SAĞLIK

Bu yazı sanırım hayatımda yazdığım en zor yazı olacak. Böyle bir yazı yazacağıma dair hiçbir inancım yoktu, ama "artık dayanamıyorum" dediğim noktada birileri yüzüme güldü - ve ben şu an oturmuş acıyan parmaklarımla, sırtımda hiçbir ağrı olmadan bu yazıyı yazmaya çalışıyorum.



Hatırlıyor musunuz bilmiyorum ama ben son staj yazımda çok fazla ağrım olduğu için erken döndüğümden bahsetmiştim. Benim 2017 Eylül'den beri (neredeyse bir buçuk yıl) sırtımda ve kolumda çok fazla ağrı oluyordu, sürekli yurtta oda arkadaşlarıma masaj yaptırıyordum. O dönem okulda proje yaptığım için ağrının stresten olduğunu düşünüp doktora gitmedim. Ama daha sonraları, Mayıs gibi bu ağrı çok şiddetlendi, hatta acımdan iki büklüm olup deneyimi bıraktığım bile oluyordu. Tabi bu sırada inatla doktora gitmiyorum, neden çünkü dibine kadar bir Koç burcuyum. Kas ağrısı dedim, yoruluyorum ondan oluyor dedim, gittim bir yığın kas gevşetici ve ağrı kesici kullanmaya başladım.


Yıkıklarda bu yaz


Sonra Haziran başında Almanya'ya gittim staj için. Çok net hatırlıyorum, daha sabah havalimanına gidiyordum ve yurtta bavulumu merdivenlerden indirmeye çalışırken boynum ve kürek kemiğimin yanı alev alev yanmaya başlamıştı. Hayatım aslında tam olarak bu noktada etkilenmeye başladı bence. Nasıl başlarsa öyle gider derler ya, benim stajım sağlık açısından berbat geçti. Yanıma aldığım ağrı kesiciler tabi ki yetmedi, aynı ilaçları orada bulamadım, sırtıma sıcak su torbaları yaptım sürekli, aklınıza gelebilecek tek yaşayan bir insan ne yaparsa onları yapıp acımı dindirmeye çalıştım ama olmadı. Bir gün belki biraz kaslarım rahatlar diye yoga yaparken sol omzumun üzerine düştüm ve size o an yaşadığım acıyı anlatamam, dakikalarca düştüğüm pozisyonda yatıp hüngür hüngür ağlamıştım. Hem acımdan, hem de "neden bu kadar canım acıyor" diye.

Bu sırada artık geceleri uyuyamamaya başlamıştım. Yatıyorum, bir saat sonra sırtımın yanmasına uyanıyorum, yatakta kıvranıyorum, bazen ilaç alıyorum, bazen hırsımdan yatakta ağlayıp geri uykuya dalmaya çalışıyorum, dalabildiysem eğer bir saat sonra tekrar uyanıyorum ve aynı döngü. Bu kadar sırt ağrısının üstüne, bir de ağrı artık boynuma da yayılmaya başlamıştı. Yattığım yerden başımı kaldıramaz olmuştum. Düşünsenize uyanıyorsunuz, başınızı kaldırıp yatakta oturur hale gelemiyorsunuz çünkü boynunuz başınızı taşıyamıyor. Yatınca kalkamadığım için yoga da yapamıyordum, kaslarımın günden güne daha da kötü hale geldiğini hissediyordum. Bir gün aynaya bakarken dik duramadığımı fark ettim, biraz öne eğik şekilde yürüyor ve duruyordum. Sonra bunu refleks olarak yaptığımı anladım çünkü dik durduğum an nefes alamıyordum (bunun nedeni sonradan ortaya çıkıyor).


Mükemmel bir teşhis


Ve ben artık dayanamadım, hem psikolojik olarak bu kadar ağrım varken yalnız olmaya, hem de fizyolojik olarak bu kadar ağrımın olmasına, biletimi erkene alıp bir an önce doktora gitmek için eve erken döndüm. Ağustos sonunda doktora gittim ve MR çekildi, doktorun dediği şeyi şimdi size söylüyorum: "Cemre'nin kulunç ağrıları var, stresli bayanlarda olur böyle. MR sonucuna göre de biraz boyun fıtığın varmış, kaz tüyü yastık yorgan kullan". Annem diyor ki "hanımefendi bu kız geceleri çığlık çığlığa uyanıyor, ben bu şekilde İstanbul'a okula gönderemem onu", doktor da bundan sonra "ağrın çoksa gel sırtına lazer tedavisi yapalım belki bir azalır" şeklinde bir tavsiyeyle geldi. Ben iki hafta boyunca iki büklüm bir şekilde hastaneye gittim geldim çünkü elimden gelen başka bir şey yok her şeyi denemek zorundayım, hiçbir işe de yaramadı o mükemmel lazer.

Artık okul açıldı, ben İstanbul'a gittim ve ağrılarım hayatımı mahvetmeye başladı. Sol elimle bir şey kaldıramıyorum, iki kolumu eşit kaldıramıyorum, ağır hiçbir şey taşıyamıyorum, her gece ağrıdan uyandığım için yorgun düşmüşüm. Sürekli mutsuzum çünkü yaptığım en ufak hareketlerde nefesim kesiliyordu acıdan, nefes alamamaya başlıyordum. Hapşıramıyorum, öksüremiyorum, gülemiyorum çünkü kahkaha atarken vücudum sallanınca canım acıyor. Biri komik bir şey söylediğinde "yeter güldürme artık" diyorum, hapşırığımı tutuyorum, boğazıma bir şey kaçınca derin nefes ala ala çıkmasını bekliyorum.

Tabi insanlara belli de etmemeye çalışıyorum. Neden hem onlarınkini hem kendi enerjimi düşüreyim ki? Sürekli "ay şuram ağrıyo, iyi değilim" diye söylenmek hem bana hem onlara zarar. Hem ne deseydim, "merhaba ben Cemre, genelde sırtım ve boynum ağrır" diye mi dolaşayım ortalıkta? Anlık olarak mutlu oluyorum ama genelde artık ilaçlar etki etmediği için, 24 saat ağrım olduğundan hep mutsuzum. Arkadaşlarımla dans edip eğlenemiyorum, koşamıyorum, gülemiyorum bile ya düşünsenize ve bunu tek sebebi güya "ufak boyun fıtığı ve kulunçlar".


Hayatımın gidişatını değiştiren düşüş


Tam "bir boyun fıtığı nasıl bu kadar ağrı yapabilir, ben yaşayamıyorum artık" diye dayanamadığım günlerin birinde okulda yürüyordum. Hava yağmurluydu ve benim yokuşta ayağım kaydı, çat diye popomun üstüne düştüm yolda. Size yemin ediyorum, daha önce canımın bu kadar yandığı bir an hatırlamıyorum. Bütün vücudum kasıldı, kollarımı kullanıp kendimi yerden kaldıramıyorum öyle oturduğum yerde ağlamaya başladım. Güvenlik koşup beni ofisine oturttu ama ben sandalyenin üzerinde iki büklüm çığlık çığlığa ağlıyorum. Derin nefes almaya çalışıyorum ama hem acıdan nefes alamıyorum, hem zaten kaslarım kasılmış nefes dolduramıyorum içime.

Dedim bu böyle olmayacak, acile gideyim ama nasılsa okuldayım ya, cebimde beş kuruş para yok. Bir yandan da şey diyorum, kendim gitsem şimdi kas gevşetici yapıp geri gönderecekler, onu da istemiyorum, artık bu acının sebebini öğrenmek istiyorum. Güvenlikten ambulans çağırmasını istedim ve bu hayatımda verdiğim EN doğru karardı. Ambulans beni Liv Hospital'e götürdü, doktorlar düştüğümü duyunca "neren acıyor bacağın falan mı" diyorlar, ben diyorum ki "hayır boynumu kımıldatamıyorum, boynuma bakın". Öyle olunca hemşireler beni kucaklayıp tomografi cihazına yatırdılar çünkü kımıldayamıyorum, halimi düşünsenize, sadece düştüm ve sedyede kımıldayamıyorum. 

Tomografi sonucunu beklerken yanıma Umut geldi ve beni "her şeyde bir hayır vardır" diye sakinleştirmeye çalışırken ben orada "artık acımdan hastanelik oldum, daha kötü ya da hayırlı ne olabilir ki?" çocuğu fırçalıyorum. Sonra doktor Umut'u yanına çağırdı, bir süre sonra da yanıma gelip "sizin boyun fıtığından başka bir probleminiz var mıydı?" dedi, ben de "evet kulunçlarım var :)))" dedim. Hastaneden çıkınca Umut bana "direk düzgün bir hastanede tekrar doktora gidiyorsun" dedi, nedenmiş o diyorum çünkü o kadar ümitsizim ki artık, bir şey çıkmasını hiç beklemiyorum. Meğer doktor Umut'a "bu kızın boynunda ve akciğerinde kocaman bir şey gördük tomografide, hemen kontrol ettirin" demiş, ben bunu çok sonra öğrendim. Hatta "uf salak doktorlar bluzumun fermuarını tümör sandılar" diye story attım, dalga geçiyorum O KADAR ÜMİTSİZİM.


"Baba içimde tümör varmış"


1 Kasım'da uzun ısrarlar sonucu Baltalimanı Kemik Hastanesi'ndeki bir ASİSTAN doktora muayene oldum ve orada 1 dakikada çekilen bir akciğer grafisinde, kaburgamın birinde bir "şey" görüldü ve ben tekrar MR'a girdim. Şimdi size sonucu söylüyorum, soldaki ilk kaburgamda 7x6 cm boyutunda, akciğerimin üstünü kaplayan bir tümör var. İşte tam olarak bu yüzden nefes alamıyordum, bu aptal şey akciğerime batıyormuş çünkü. Babamı aradım, babam da doktor olduğu için dedim "baba böyle böyle benim tümörüm var diyolar napcaz". Babam direk eve çağırdı, ertesi gün hemen hastaneye gidip tekrar tomografi çekildim. Bu sırada babamı benle hastanede görenler "doktor bey hayırdır" diyorlar, babam da fısıltıyla "tomografiye geldik" diyor ama böyle yüzü beş karış, görseniz kanser oldum ölcem zannedersiniz, öyle bir panik var adamda. Tomografide de kesin olarak tümör olduğu onaylanınca babam hemen iyi bir cerrah aramaya başladı ve bir tanıdık doktorun önerisi ile Bursa'daki göğüs cerrahı Profesör Cengiz Gebitekin'e sonucumu göstermeye gittik.

Cengiz Bey inanılmaz soğukkanlı, işinin ehli ve yardımsever bir adam. Dedi ki "Cemrecim bunun hemen alınması gerekiyor, ama sen bununla bugüne kadar nasıl yaşadın?". Yaşayamadım sevgili doktorum, artık acıdan kendimi kesmek istediğim gecelerde özellikle yaşayamadım. Kendisi daha önce kaburga tümörü ameliyatı yapmış ama bu kadar büyüğünü ilk defa yapacağını söyledi. Bu arada biz kendisine yazın çekilen MR'ı da götürdük, hani hiçbir şey yok denilen. Kendisi bilgisayardaki görüntüyü bize çevirdi, "bakın işte burada kocaman görünüyor" dedi. BUNU BANA NEDEN YAZIN GİTTİĞİM DOKTOR SÖYLEMEDİ? Bunu "asistan" bir doktor fark edip beni yönlendirebiliyor ama allahın uzman doktorları MR raporuna yazmayı akıl edemiyor. Hiç mi bakmadınız kardeşim, ufacık boyun fıtığını görüp mandalina kadar tümörü göremeyen gözünüzü seveyim ben sizin. Çok fena ödetecem bunu size. Ya kanser olsaydım nolcaktı?


Ekte ameliyat sabahı mutlu bir Cemre görüyorsunuz :)


Hayatımın en anlamlı günü


5 Aralık'ta Bursa Uludağ Üniversitesi'nin hastanesine yattım, ertesi gün de ameliyatım oldu. Var ya sabaha kadar heyecandan uyuyamadım, bir de nasılsa ertesi gün uyucam ya narkozu yiyip, boşver Cemre tadını çıkar bu anın dedim kendi kendime. Ne kadar heyecanlı olduğumu inanın anlatamam, çok bir şey hatırlamıyorum zaten. Ameliyathane kapısında anneme "anne bu sefer bitecek galiba" diye ağladığımı ve ameliyathanede doktor ve hemşirelerde sohbet ettiğimi hatırlıyorum. "Ameliyat 2, maksimum 3 saat sürecek" dediler, bu düşme hikayemi ve aptal MR olayını falan anlattım, en son da narkoz vermek üzerelerken "ben ömrümün sonuna kadar canımın acıycanı düşünüyodum biliyo musunuz, bugünün gelicene hiç inanmıyodum" diyip gözümü kapadığımı hatırlıyorum. 

Sonrası bir uyandım, saat olmuş 3. Ben ameliyathaneye 8'de girdim e hani 2 saat sürecekti, noldu? Ertesi gün Cengiz Bey kontrole geldi, daha nasılsın bile demeden adamın ağzından çıkan ilk söz "ne süründürdün bizi Cemre" oldu. Meğer benim canım tümörüm boynuma kadar çıkmış, zar zor temizlemişler, kaburgamı da çıkarmışlar. Bir de bu sırada şöyle bir şey var, ben ameliyattan bir çıktım sol elimi hissetmiyorum ve hiçbir şekilde kullanamıyorum. Neyse ki ameliyatta sinirlerde kopma falan olmamış, her şey çok iyi geçmiş. Sadece sinirlerin olduğu bölgede çok uğraşmışlar, sinirler yorulmuş olabilir zamanla geçer dediler, bu yazıyı da yazabildiğime göre parmaklarım kendine geliyor demektir :)

Ameliyattan önceki akşam ve eve geldiğim akşam


5 gün hastanede yattım ve gerçekten misler gibi baktılar, eğer bu yazıyı olur da doktorlarımdan biri okursa kendilerine çok çok teşekkür ederim. Hastaneye yatmak için giderken kasislerden geçerken "baba nolur yavaş geç zıplayınca nefes alamıyorum" derken, çıkışta aynı yoldan "canım acımıyor" diye hüngür hüngür ağlayarak geçtim. 3 hafta geçti hala her hapşırığımda, öksürüğümde gözlerim doluyor, kendimi o kadar sıkmışım ki inanamıyorum canımın acımadığına. Kontrollerde her şey güzel çıktı, röntgenlerime kim baksa "çok temiz iş çıkarmış doktorun, ellerine sağlık" diyor.

Bana yeniden gülebilme şansı, insanlara sıkı sıkı sarılabilme şansı, hayat umudu verdiği için Cengiz Gebitekin'e bütün hayatım boyunca minnettar kalacağım. İyi ki varsınız <3


19 Aralık 2018 Çarşamba

Yüksek Lisans Hazırlığı 3 - Statement of Purpose (SOP) Yazımı


Herkese merhaba! Bu yazıda beni en çok geren şeylerden biri, rüyalarıma giren, gece uykuya dalmak üzereyken aklıma güzel bir cümle geldiğinde unutmamak için kalkıp telefonun notlar bölümüne yazmamı gerektirecek önemli bir konu üzerinde duracağım: Motivasyon mektubu yani "Statement of Purpose" nasıl bir şey?

Ben kesinlikle kendi SOP'umun mükemmel olduğun düşünmüyorum, ama iyi yerlere kabul alan insanların yazdığı o kadar çok örnek gördüm ki artık neler içermeli, nasıl bir yapısı olmalı, hangi paragraf ne anlatmalı hepsini öğrendim diyebilirim. Bu yazı CV'niz dışında kendinizi anlatabileceğiniz tek yer. Genel olarak anlatmanız gereken şey "Siz kimsiniz, başvurduğunuz bölümü neden seçtiniz sizi çeken şey ne, bu alanda ne gibi işler yaptınız ve neden "graduate school" ya da başvurduğunuz okulun sizin için ideal yer olduğunu düşünüyorsunuz?" gibi soruların cevapları. Şimdi paragraf paragraf giderek konuya giriyorum.





İlk izlenim


İlk paragrafınız bir "hook" paragrafı, yani okuyan kişiye karşı ilk izleniminiz burada ve okuyucuyu metne çekmelisiniz. Siz kimsiniz, neden başvurduğunuz alanı seçtiniz, bu alanda aklınızda ne gibi bir soru var. Mesala size okuduğum SOP'lerden örnek vereyim. 

- Çevre ile ilgili bir alana başvuran bir arkadaşım "seyahat ettiği güzel yerlerde tatil yaparken dikkatini çeken en büyük şeyin çevre kirliliği" olduğundan bahsetmiş. Böylece hem bir sorun tanımlamış, hem de bol bol seyahat ettiğinden, seyahatlerinde yaptığı şeylerden cümle aralarında bahsetmiş, yani sosyal açıdan dolu bir insan olduğu izlenimini de vermiş. Daha sonra bu sorunun kendisi gibi bir "scientist" tarafından çözülebileceğini söyleyip konuyla ilgili bir alıntı ile paragrafı bitirmiş. 

- Evrim alanına başvuran bir diğer arkadaşımın ilk paragrafı da şu şekilde: Küçükken ne kadar meraklı olduğundan, ailesinin bu konuda onu desteklediğinden, Darvin'in Türlerin Kökeni'ni okumaya başlayıp başvurduğu okuldan bir profesörün makalelerini okuyarak alanla ilgilenmeye devam ettiğinden bahsetmiş. Bu hem alanla çok ilgili olduğunu, hem de o okuldaki araştırmaları yakından takip ettiğini yani rastgele oraya başvurmadığını gösteriyor. 

- Kimyacı arkadaşım istediği konu ile ilgili bir alıntı ile başlamış, sonra çalıştığı konunun öneminden bahsetmiş ve bu alanda çalışan bir hocasının onu nasıl etkilediğini anlatmış.

- Benimki de küçüklüğümle ilgili kısa bir anıyla başlayıp yine doktor babamın ve fizik öğretmeni annemin beni hep bilimin içinde tutması ve bu ilgimin nasıl moleküler biyoloji üzerine kaymasıyla ilgili.

Burada önemli olan çok fazla çocukluktan bahsetmemeniz, tamam yine bahsedebilirsiniz ama tamamen çocukluk odaklı yazılmamalıymış. Asıl olay meslek seçip okula girme aşaması ve sonrasında sizi etkileyen şey ne.


Aldığınız eğitim



İkinci paragraf üniversite eğitiminiz hakkında olabilir. Okulda aldığınız ve başvurduğunuz alanla ilgili olan derslerden ve bunların sizi nasıl etkilediğinden bahsedebilirsiniz. Arkadaşlarım aynı zamanda okullarının Türkiye'de iyi bir okul olduğundan bahsetmiş, üniversite sınavında %0,1'lik dilimdeki öğrencilerin geldiğini falan anlatmışlar. Ben anlatmadım, gerek var mı bilmiyorum ama yeriniz varsa yazılabilir yani.

- Evrimci arkadaşım aldığı evrim, genetik, GDO hakkındaki ders, biyoinformatik derslerinden bahsetmiş.

- Çevreci arkadaşım exchange'e gittiği okuldaki aldığı çevre ile ilgili master dersinden, oradayken katıldığı workshoplardan ve dinlediği konuyla alakalı konferanslardan bahsetmiş. Böylece bu alanda kendini geliştirip faydalı olabileceğini fark ettiğini anlatmış.

- Ben aldığım fizyoloji, neuroscience, psikoloji gibi derslerden bahsettim.


Katıldığınız araştırmalar



Üçüncü paragrafta daha önceki tecrübelerinizden bahsedebilirsiniz. Bu alanla ilgili hangi projelere, konferanslara katıldınız, hangi araştırma yöntemlerini kullandınız ve bunlar size nasıl katkılar sağladı; bunlar ana noktalar. Bunu 2-3 paragrafa bölebilirsiniz eğer çok veya farklı alanlarda çalışmanız varsa.

Bu arada eğer bu çalışmalarınızı bir toplantıda sunduysanız, ya da projenizle ilgili bir makale basacaksanız bunlardan bahsetmek için burası tam yeri, araştırmalarınızın yanına "çalışmamız bu bu isimle yayınlanacak" diye yapıştırın. Ya da aldığınız bir ödül varsa "bu çalışmam şu alanda bu ödüle layık görüldü" cümlesi bayağı havalı ve çalışmanızın değerli ve kayda değer olduğunu gösteriyor, buraya ekleyin.

- Çevreci arkadaşım katıldığı araştırma gruplarından, oradaki ortamın onu neden etkilediğinden ve doktora yapmasında nasıl etkili olduğunu anlatmış.

- Kimyacı arkadaşım projelerinden ve bu alanda yaptığı şirket stajlarından bahsetmiş.

- Evrimci arkadaşım projelerini anlatmış.

- Ben de projelerimi anlatıp çalıştığım lablardaki uluslararası ortam ve bu kadar bilgili insanın içinde olmanın bende "olmak istediğim yer burası" hissi uyandırdığını yazdım.


Son vuruş



Son paragrafta ise neden araştırma yapmak istediğiniz tek şey, neden uygun bir adaysınız, deneyimleriniz size ne kattı da bunu yapmak istediğinize karar verdiniz, bu okul size neden uygun ve bu okula ne katkı sağlayacaksınız onu anlatmalısınız. Yani kısaca "sizi neden seçelim" kısmının bir özeti oluyor. 

Burada, gittiğiniz yerde çalışmak istediğiniz hocalar, sizi çeken imkanlar varsa onlardan bahsetmeniz çok önemli. Hem oraya uyacağınızı gösterir, hem de ödevinizi yapıp okulu araştırıp SOP'unuzu ona göre hazırladığınızı gösterir. Burası kendinizi bu okula satmanız için son şansınız.

- Çevreci arkadaşım öğretmeyi çok sevdiğinden bahsedip örnekler vermiş, böylece iyi bir eğitimci olacağını da göstermiş. Başvurduğu okulun iyi imkanları ile hayallerini gerçeğe dönüştürmek için şans elde ettiğinden bahsetmiş.

- Evrimci arkadaşım araştırmaya ne kadar uygun olduğundan, seçtiği okulun onun istediği alanda eğitim alması için doğru okul olduğundan bahsetmiş.

- Kimyacı arkadaşım hem sosyal hem akademik olarak o okula ne kadar uygun olduğunu anlatmış. Başkanı oldu dernekler, bildiği diller, "bayan scientist" vurgusu, aldığı ödüller, yüksek GPA'sinden bahsetmiş. Bu da her şeyi dengeleyebildiğini ve dolu biri olduğunu gösteriyor, aynı çevreci arkadaşım gibi. 

- Ben de bilinmeyeni bulmanın beni ne kadar heyecanlandırdığından ve yapmak istediğim şeyin bu olduğundan emin olduğumdan bahsettim. Ayrıca Onur Listesi'nde mezun olacağımı yazdım.


Ekstralar


Şimdi birkaç ekstradan bahsedeceğim.

* Çevreci arkadaşım son paragrafa başvurduğu okulun spor takımının ruhuna ne kadar uygun olduğundan bahsetmiş. Aynı zamanda başka bir paragrafta okulun spor takımında olduğunu yazmış ve sabah erken kalkıp önce antrenmana, sonra işe gitmenin ne kadar "challange" bir şey olduğunu yazıp zorluklara göğüs gerdiğini anlatmış. Başka bir paragrafta katıldığı bir beyin fırtınası yarışmasında birinci olduğunu söyleyip takım ruhu ve analitik düşünceye sahip olduğunu kanıtlamış.

* Kimyacı arkadaşım sondan bir önceki paragrafta kendisine başvurduğu okulu öneren bir hocasından bahsetmiş. Böylece o okul ve araştırma hakkında bilgili olduğunu göstermiş.

* Ben ilk taslağımda Aziz Sancar ve "Türk bilim insanı" vurgusu yapmıştım ama bana dediler ki "Cemre biz Orta Doğu sayılıyoruz yabancılar tarafından, bu kadar Türk-Türkiye vurgusu yapma". Mantıklı geldi, çıkardım.

* İlk veya son paragrafa yazmak için alıntılar mantıklı ve etkileyici olabilir. Bkz: YGS Türkçe "Düşünceyi geliştirme yolları"

* Katıldığım bir workshopta şundan bahsetmişlerdi: Sosyal aktiviteler, başvurduğunuz okul gibi international olduğunuzu gösteren aktiviteler, bildiğiniz yabancı diller gibi şeyler master/doktora başvuruları için SOP'de olmamalıymış. Bunlar CV'de detaylı anlatılabilirmiş, önemli olan araştırmaya katkınız ne oldu imiş.

*  Yine aynı workshopta şunu söylemişlerdi: "Ben SOP okuyan biri olarak ilk paragraf ile yazıya çekilmeliyim ve son paragraf da asıl vuruşu yapıp beni etkilemeli. Çünkü aralarda kopabilirim ve son paragraf beni tekrar ikna etmeli".

* Yazınızı olabildiğinde fazla kişiye okutup yorum alın. Hocalarınız, geçen senelerde başvuran insanlar, bu işle alakalı olabilecek kim gelirse aklınıza. Ve fırsatınız olursa mutlaka ana dili İngilizce olan birine okutun ki hata varsa bulabilsin.

* Gramer hatalarını kontrol etmek için bilgisayarınıza Grammarly programını kurun. Word'de çalışan bu program metindeki noktalama ve gramer hatalarını buluyor. Yazdığınız metin hatasız olsun.

* Sakın her okula aynı yazıyı yollamayın, yazınız okula özel olsun. Ben genelde son paragraftaki okul ismi, istediğim hocalar, beni çeken şeyler gibi kısımları değiştirdim.

* Her okulun istediği SOP şekli farklı. 500 kelime diyorlarsa 501 yazmayın. Bir sayfa kuralı varsa bir sayfayı bir cümle bile olsa geçmeyin. "Daha bu kurala uymamış" demelerini ve metninizi elemelerini istemeyiz.


Özet geçmek gerekirse, 
- araştırmaya ne gibi katkılarınız oldu
- başvurduğunuz yere ne kadar uygunsunuz ve katkı sağlayabilirsiniz
- challenge'a uygun musunuz
- araştırma yapmak gerçek tutkunuz mu, gibi şeyleri anlatmanız gerekiyor. 

Benim katıldığım workshop'la ilgili bilgi ve orada anlatılanları buradan bulabilirsiniz.


En güzel SOP'ler sizinle olsun <3


20 Kasım 2018 Salı

Yüksek Lisans Hazırlığı 2 - Nasıl Başvuracağım?

Yüksek lisans hazırlık yazı serimin ikinci yazısıyla karşınızdayım. İlk yazıda master yapacağım yeri nasıl seçtiğimi, nerelerde hangi programlar olduğunu nasıl bulduğumu yazmıştım. Bu yazıda başvuruların nasıl yapıldığını, hangi belgelerin gerektiğinden bahsedeceğim.

İlk önce şunu söylemek istiyorum, yapmanız gereken ilk şey programların son başvuru tarihlerine bakmak. Bazı okullar 1 Aralık'ta son başvuruyu alırken bazısı Mart sonunda başvuruyu kapatabiliyor. Aralık'ta bitenler için belge toplamak ve başvurmak için az zamanınız var demektir. O yüzden sıkışmamak için Eylül-Ekim gibi başvuracağınız yerleri kesinleştirin.


Nasıl başvuracağım?


Bazı okulların kendi başvuru siteleri var, bazılarına ise ortak bir sistemden başvuruluyor. Mesala İsveç ve Hollanda için ortak sistemden başvurduğunuz okul ve programı seçerken, Kanada'da her programın kendi graduate applications sayfasında "apply" butonu var, ona basınca direk programın başvuru formuna yönlendiriyor. Almanya'da ise bazı okullar ortak sistemle başvuru alırken, bazılarına kendi sitelerinden başvuruluyor. İsveç'te bu sistem universityadmissions.se, Hollanda'da studielink, Almanya'da uni-assist.

İster sistemden başvurun, ister okuldan, ilk önce o sistem her ne ise oraya üye olmanız gerekiyor. Üye olduktan sonra yavaş yavaş doldurmanız gereken şeyler ve profil bölümü var. Profilinize önceden eğitim almış olduğunuz kurumları ekliyorsunuz, hangi üniversiteden hangi bölümden mezunsunuz, nüfus bilgileri (vatandaşlık bilgisi vb) ve eğitim ücretliyse bu ücreti ödeyip ödememeniz gerektiğini belirtiyorsunuz. Çünkü Avrupa Birliği, İsviçre ve başvurduğunuz ülkenin kendi vatandaşlarının ödemesi gereken ücretle international (yani siz) öğrencilerin ödemesi gereken ücret aynı değil (üçüncü sınıf ülke vatandaşıyken biz.......).




Başvuru belgeleri neler?


Düşündüğüm okul ve programların başvuru şartları nedir, ne değildir diye görmek için aklımda olan okulların internet sitelerine girip "graduate admissions" yani lisansüstü başvuru kabul şartlarına baktım ve çoğu programda ortak olarak istenen birkaç belge var.


1) CV

Bunların ilki CV. CV'nizin kısa ve yaptığınız işleri gösteren, düzgün bir şekilde olması güzel olur, gerçi ben CV'mi 1 sayfa olacak şekilde kısaltmaya çalıştım ve olmadı, 1,5 sayfa civarında kaldı. CV'nin uzun olmasıyla ilgili düşüncelerimi burada anlatmıştım.


2) Motivasyon mektubu

İkinci olarak kendinizi, neden bu bölümü seçtiğinizi, neden o okulda eğitim almanız gerektiğini anlatan, yani kısaca neden sizi kabul etmeleri gerektiğini anlattığınız bir "motivation letter" yazmanız gerekiyor. Buna bazı okullar maksimum 500, bazıları maksimum 1000 kelime sınır koyuyor. Benim motivasyon mektubum çift satır aralıklı 1000 kelimelik 2 sayfalık bir yazıydı ama bazı okullar bunu kabul etmeyince kırpıp 500 kelimelik bir hale getirdim, okulun koyduğu kurala göre bazılarına 500'lük, bazılarına 1000'lik olanı gönderiyorum.


3) Referanslar

Avrupa'daki çoğu okul 2 referans mektubu istiyor. Bu referans mektuplarını daha önce yanında staj yaptığınız kişilerden, bitirme projesi yaparken çalıştığınız hocadan ya da okulda sizi iyi tanıdığını düşündüğünüz profesörlerden alabilirsiniz. Bu mektuplarda hocalarınız sizin nasıl biri olduğunuzu, araştırma yeteneklerinizin nasıl olduğunu, başvurmak istediğiniz okullara nasıl katkınız olacağını anlatan yazılar oluyor. Siz "bu kişi benim referansım" diye başvuru formuna hocanızın adını ve mailini girdiğinizde, hocanıza sistemden bir mail gidiyor ve kendisi referans yazısını sisteme giriyor - yani olayın sizinle hiçbir alakası yok. Hocanız ne yazmış, sizi övmüş mü gömmüş mü malesef göremiyorsunuz ve bence bu çok korkunç bir şey.

Ben okuldan iki hocama "master başvurularım ile ilgili yanınıza uğrayabilir miyim" diye mail attım. Nasıl gidip de "hıcım bını rıfırıns ılır mısınız" diyeceğim aşırı utanıyorum. Umarım olurlar <3 (Bu yazıyı paylaşana kadar ikisi de olumlu dönüş yaptı yaşasın)


4) Not belgeleriniz

Başvurduğunuz güne kadar almış olduğunuz dersler ve notları gösteren transkript belgesi de istenen temel şeylerden biri. Eğer not sisteminiz başvurduğunuz yerin sisteminden farklıysa, okulunuzun not sistemini açıklayan bir yazı/çizelge eklemeniz gerekiyor. Çoğu okulun istediği minimum bir not ortalaması var. Benimki bazı okullarınkine yetiyor, bazılarına ise yetmiyor ama yine de başvuracağım. Yetenlerde de gerçekten yeterli olmasını umuyorum, üniversite sınavında 180 almanın üniversiteye yerleşmek için yetmemesi gibi bir durum olmazsa güzel olur tabi.

Eğer Erasmus'la başka bir okula gittiyseniz ya da yazın başka bir okuldan ders aldıysanız, bu okullardan da o dönemlere ait transkript alıp kendinizinkinin yanına eklemeniz gerekiyor.


5) Yabancı dil belgesi

Gideceğiniz yerin eğitim dili İngilizce'yse, dilinizin belli bir seviyede olduğunu gösteren TOEFL ya da IELTS belgesi istiyorlar (TOEFL'dan 90, IELTS'ten 6,5 almanız çoğu okulun başvuru şartında yazılı). Ama eğer okulunuzdaki eğitim diliniz İngilizce ise, bölümü İngilizce okuduğunuza dair belge gösterirseniz bazı okullar için bu sınavlara girmenize gerek kalmıyor. Ben bu belgeyi öğrenci işlerinden istedim, bir güne hazırladılar. Almanya ve Kanada'da bazı okullar İngilizce alınan eğitim için sınav istemezken, İsveç özellikle "1 yıllık hazırlık eğitimi bizim için yeterli değil" deyip sınav istiyor.


6) Akademik temel

Okullar belgelerin dışında bazı önemli şeyler de bakıyorlar, mesala başvurduğunuz alandaki teorik ve laboratuvar bilginiz. Okuldan bazı dersleri almış olmanızı bekliyorlar (mesala neuroscience için moleküler biyoloji, fizyoloji ve neuroscience). İsveç'teki bayıldığım "neurochemistry and molecular biology" programı belli bir sayıda kimya, biyoloji ve fizyoloji dersi almış olmamı istiyor. Hollanda'daki neuroscience programı konuyla alakalı bir bitirme tezi yazmış olmamı istiyor ki yazmadım. Ya da bazı programlar, lisansta o konuyla alakalı belli bir kredide lab dersi almış olmanızı bekliyor, mesala insan genetiğine başvuruyorsanız 15 kredilik lab tecrübeniz olmalı gibi.


7) Diploma

En olmazsa olmaz belgeyi sona yazdım :) Eğer başvurduğunuz anda diplomanız yoksa bu sorun değil, okuldaki danışmanınızdan alacağınız "bu öğrenci son sınıftadır, şu tarihte mezun olması bekleniyor" belgesi ve bunun öğrenci işlerinden onaylanmış hali yeterli oluyor. Eğer programa kabul alırsanız, mezun olduktan sonra diplomanızı da sisteme girmeniz gerekiyor.

Ayrıca lise diploma fotokopisi de isteniyor, benimki nerede haberim bile yok. Umarım bulabilirim........


8) Başvuru ücreti

Ve gelelim işin en can yakıcı kısmına. Her okulun kendine özel bir başvuru ücreti var, bu ücreti ödemeden başvurunuz işleme alınmıyor. Üzülerek söylüyorum ki bu miktar az değil ve sadece başvurunuzun değerlendirilmesi için bu parayı ödüyorsunuz. Ayrıca kabul alamazsanız parayı geri alamıyorsunuz, birden fazla okula başvuracağınızı düşünürseniz aslında birsürü para yatırıyorsunuz bu işe.

Kanada'daki okul benden sadece başvuru için 120 dolar istiyor (gözler yaşlı), İsveç'teki 90 euro. Almanya'da ise şükür durum biraz daha iyi. Sisteme üye olmak 70 euro, ilk başvurunuz 50, sonraki her başvuru 30 euro (yeeey).



Peki bu başvuruları nasıl değerlendiriyorlar? Eğer kontenjandan çok daha fazla kabul edilecek aday olursa, Hollanda'daki bir okulun sitesinde gördüğüm bilgiye göre adayları şu özelliklere bakarak eliyorlarmış: öğrenim aldığı programın uygunluğu, not ortalaması, lisanstaki derslerinin gelişmesi, bitirme tezinin konusu ve adayların motivasyonları.

Onun dışında her okul, başvuran kişinin okulundan daha önceki senelerde gelen öğrenci var mı diye bakıyormuş. Yani atıyorum bizim okuldan X okuluna her sene birileri gidiyorsa, bizim öğrencileri/okulu tanıdıklarından bu sene de alma olasılıkları artıyormuş.


Bir sonraki yazıda motivasyon mektubumu yazarken nelere dikkat ettiğimi, nelerden bahsettiğimi anlatacağım. Görüşmek üzere <3

2 Kasım 2018 Cuma

Yüksek Lisans Hazırlığı 1 - Nereden Başlayacağım?


Moleküler Biyoloji ve Genetik okumaya karar verdiğim ilk zamanlarda "bölümü bitirince ne olacaksın" diyenlere hep "akademisyen olmak istiyorum" derdim. Gerçekten de bu kararımın üzerinden yıllar geçti, okulda 4 yılı bitirdim, ben hala akademisyen olmak istiyorum (İtalya'da garson olmak ya da Karaköy'de kahvaltıcı açmak gibi depresyon zamanı fikirlerimi saymazsak). Bunun için de 3. sınıfta okuduğum şu zamanlar yavaş yavaş "hangi alanda araştırma yapmak istiyorum, hangi ülkede olmak istiyorum" diye düşünmeye başladım. (Mayıs 2018)


Master başvuruları zorlu ve uzun bir süreç olduğu için de attığım her adımı buradan paylaşmaya karar verdim - hem bana ilerlememi gösteren bir tablo olur hem de daha sonra başvurmak isteyen kişilere faydası olur.


Ne çalışmak istiyorum?


İlk olarak hangi alanda çalışmak istediğimi düşünmeye başladım. Zaten hepimiz sevdiğimiz ya da sevmediğimiz derslerde neye ilgimiz olduğunu görüyoruz, ya da lab derslerindeki deneylerin hangilerinde eğlendiğimizin farkındayız. Mesala ben sinirbilim dersini ya da biyokimya deneylerini seviyorum ama genetiğe karşı hiçbir ilgim yok. Bu yüzden direk genetik çalışan bir labda araştırma yapmak istemem, zaten hoşlanmadığım için başarılı da olamam.

Aslında kromozomdaki genlerin aktif-pasif olmasını ve bu genler sadece aktifken protein sentezlenmesini inceleyen epigenetik çalışabilirdim ya da biyokimyanın obezite kısmını. Çünkü bu konuların ileride çok fazla önemli olacağını ve detsek göreceğini düşünüyorum ama gönül işte, tutturdum bi neuroscience çalışacağım diye, ona göre staj yapıp dersler aldım. Olsun, çocukluk hayalimizdi deyip devam edelim yazıya <3


Nerede çalışmak istiyorum?


İlgilendiğim alanlara karar verdim, daha sonra nerelerde bu araştırmayı yapmak istediğimi düşünüyorum. Örneğin ben anadili İngilizce olan bir yerde yüksek lisans yapmak istiyorum, bu yüzden aklımda olabilecek yerler Amerika, İngiltere ya da Kanada. Avrupa'da başka yerlerde çok çok iyi eğitim veren okullar olabilir ama ben gittiğim yerde rahatça anlaşabilmek istiyorum, hem akademik anlamda hem de günlük yaşamımda. Belki okulda hocalarımla rahatça İngilizce anlaşabilirim ama markete gittiğimde de rahatça alışveriş yapmak istiyorum.

İngiltere çok sevdiğim bir yer değil, Amerika'da da master aşırı pahalı olduğu için elimde kalan ülke Kanada oldu. Ama sadece 1 ülkeye bağlı kalamayacağım için Hollanda, İsveç ve Almanya'yı da düşünüyorum çünkü Hollanda ve İsveç'te İngilizce konuşma oranı çok yüksek. Almanya'ya da yazın gittiğim için ülkedeki bilim anlayışını ve genel hayat işleyişini beğendim, o yüzden listeme 3 yeni ülke daha ekliyorum.

Eylül ayında sırayla listemdeki bütün ülkeleri araştırmaya başladım. Hollanda'da hangi okullarda hangi programlar var diye bakmak için MastersPortal sitesini kullandım, linkini buraya ekliyorum. Soldaki arama kısmından "Natural Sciences" ve sonra "Neuroscience" seçtim, altındaki lokasyon kısmından da "Netherlands" seçtim. Degree kısmından da "M. Sc." seçtim (master of science) ve en son sağ üstten "lowest tuition fee" diyerek ucuzdan pahalıya Hollanda'da Neuroscience üzerine olan bütün masterları ucuzdan pahalıya listeledim (acı gerçek).

Almanya için DAAD'ın sitesini kullandım. "Information for Foreigners" menüsünden "Study Programs -> International Programs" başlığına tıkladım. International Programs seçili haldeki linki buraya ekliyorum. "Course type-master, course language-english, field of study-mathematics and natural science" seçeneklerini seçtim. Açılan sayfada soldan "subject-biology" dedim ve karşıma birsürü program çıktı. Buradan hangi şehirde hangi program olduğunu görünce okulların kendi sitelerine girip program içeriklerine baktım. Hangi dersler var, araştırma imkanları nasıl, burs veriyorlar mı, başvuru koşullarına uyuyor muyum gibi şeyleri öğrendim.

İsveç ve Kanada için belli sitelerden araştırma yapmadım, direk okul bazlı hareket ettim. Aklımda olan iki okul vardı ve "XX University Neuroscience Master" diyerek araştırma yaptım. Ama daha sonra gördüm ki İsveç için University Admissions diye bir site var, linki burada.

Diyelim ki aynı ülkede iki üniversitede iki program beğendiniz ve bunlar iki farklı şehirde. Peki ben büyük bir şehirde, metropolitan hayatının içinde mi yaşamak istiyorum yoksa küçük bir şehirde daha sakin, huzurlu ortamı olan bir yer mi istiyorum buna karar verdim. Eğer İstanbul'da doğup büyüdüyseniz, gideceğiniz küçük bir şehir sizi çok boğabilir.

Bizim okulda doktora yapan bir öğrenci ilk önce Almanya'nın küçük bir şehrindeki iyi bir okula kabul ediliyor ve gidiyor, ama şehrin küçüklüğüne, imkanların kısıtlı olmasına dayanamıyor ve canı sıkıldığı için geri dönüp Boğaziçi'nde doktoraya başlıyor. Ama tam tersi de olabilir, büyük şehirden kaçıp küçük Alman kasabası da isteyebilirsiniz tabi ki, karar sizin. Ben neye karar verdim, denizi olan büyük bir şehirde olmak istiyorum. Deniz olmasa da bir nehir, elbet bir su olsun istiyorum.


Bu yazıda master programları aramaya nasıl, nereden başlayabileceğinizi anlattım. Bir sonraki yazıda masterlara nasıl başvurabileceğinizi ve hangi belgelerin gerektiğini yazacağım. Ciao!

25 Ekim 2018 Perşembe

Erasmus+ Stajı Öncesi, Staj Zamanı ve Sonrası


Bu yazıda başvururken kafamı duvarlara vurduran, nasıl yapacağımı hiç bilemediğim Erasmus+ stajı başvuru süreci, staj sırasında ve ülkeye döndükten sonra yapılması gereken prosedürleri anlatacağım.

İlk adımınız yurt dışında staj bulmak olmalı. Yurt dışında nasıl staj bulabileceğiniz ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz. Stajı bulduysanız, okulunuzun Erasmus+ staj hibe başvurularını takip edin (biz az kalsın kaçırıyorduk), çünkü başvurular genelde kısa bir dönem açık oluyor. Kaçırdığınızda ise kesinlikle belgelerinizi teslim almıyolar ve hibe almak için şansınız olmuyor. Peki bu belgeler neler Tabi ki bu belgeler okuldan okula farklılık gösterebilir, ama en azından şöyle bir fikriniz olsun diye bilgi vermek istedim.

Ben staja yeşil pasaport ile gittiğim için vize almadım, o yüzden vize için gerekli belgeleri bilmiyorum ve buraya yazamadım.


Okulunuza staj için hibe başvurusu sırasında vermeniz gereken belgeler:


  • Erasmus+ staj başvuru formu
Bu formu okuldan veriyorlar ve zaten her şeyi kabul mektubunda yazana göre dolduruyorsunuz. Bu forma eklemek için bir de fotoğraf istiyorlar ama ben haberim olmadığı için Facebook profil fotoğrafımı koymuştum, hiç de sorun olmadı :)

  • Danışmanınızdan alacağınız staj yapacağınıza dair belge
Bölümdeki akademik danışmanınızın, sizin için "XX isimli öğrencimiz XX yerinde XX-XX tarihleri arasında bölümümüzle ilgili zorunlu/gönüllü staj yapacaktır" diye bir yazı yazması gerekiyor. Burda önemli olan stajın bölümle ilgili olması ve stajınızın gönüllü ya da zorunlu ise bunun belirtilmesi. Staj zorunlu ise stajınızın bölümündeki zorunlu staj yerine sayılıp sayılmayacağının da belirtilmesi gerekiyor.

  • Kabul mektubu
Kabul mektubunda laboratuvar ortamında çalışacağınız yazıyor ise malesef sizi Eramus+ stajyeri olarak kabul edemiyorlar, bu Erasmus kuralları arasında çok net bir şekilde yazıyor. Bu problem yüzünden bizim dönemden birçok kişinin hibe başvurusu kabul edilmedi mesala. Bu sorunu çözmek için ben kendi staj kabul mektubumda kendimi labda çalışacak bir stajyer olarak göstermemiştim, zaten stajımda kullanmayı öğreneceğim konfokal mikroskopun argesinde yer alacak biri olarak göstermiştim. Bazı arkadaşlar kendini lab teknisyeni olarak gösterdi ama onların başvurusu da kabul olmadı.

Kabul mektubunuz mühürlü, damgalı olmalı ve mutlaka staj yapacağınız tarih aralığını içermeli. Ayrıca çok önemli bir nokta olarak, stajınızı İngilizce dilinde yapacağınızın kabul mektubunuzda yazması gerekiyor. Ben "This internship program will be held in C1 level English" diye bir cümle eklettirmiştim. Çünkü gitmeden önce dil seviyenizi ölçen bir sınav oluyorsunuz ve bu gittiğiniz ülkenin dilinde oluyor. Bu bilgiyi eklettirmezseniz, Almanya'ya giderken Almanca sınava girersiniz, ben bu bilgi sayesinde İngilizce sınava girmiştim.

  • Transkript kopyası
Bunu Öğrenci İşleri'nden iki günde alabilirsiniz.

  • Yabancı dil belgesi
Bunu da okulunuzun yabancı dil yüksek okulundan iki gün içinde alabilirsiniz.

Eğer hazırlık okuduysanız hazırlığı hangi notla geçtiğinizi gösteren belge (bu İngilizce hazırlık ve stajınızı İngilizce yapacaksanız geçerli). Staj diliniz İngilizce değilse o dili bildiğinizi gösteren lise diploması kopyası, Yabancı Diller Yüksek Okulu'ndan, en az 202 seviyesinde ilgili dil dersini aldığınızı gösteren belge ya da bir dil kursundan alınmış en az B1 seviyesinde olduğunuzu gösteren belge göstermeniz gerekiyor.


Hibe çıktığı belli olduktan sonra sizden istenen belgeler:


  • Başvuru formu
Hibe alacağınız belli olduktan sonra "Learning Agreement for Traineeship" diye bir belge doldurmanız gerekiyor. Bu belgede gitmeden önce, stajdayken ve gelince doldurmanız gereken farklı farklı kısımlar var.

Gitmeden doldurmanız gereken yerde isminiz, staja nereye gideceğiniz, okulunuzun Erasmus kodu, bölümünüzün kodu (field of education), gittiğiniz yerde sizden sorumlu olacak kişilerin iletişim bilgileri, staj tarihleriniz, stajdaki göreviniz (ben mikroskop argesini buraya yazdım), İngilizce dil seviyeniz gibi bölümler var. Bir tabloda ise stajınız gönüllü mü zorunlu mu, staj karşılığı kredi alacak mısınız, okulunuz sigorta yapıyor mu gibi sorular var. Başka bir tabloda da gittiğiniz yerle ilgili para alacak mısınız, kaç saat çalışacaksınız, sigorta yapıyorlar mı, gibi sorular var.

Field of education kısmına ben ISCED-F 2013 search tool 'dan Biyoloji diye aratıp onun kodunu yazmıştım. Internet site adresi de burası: http://ec.europa.eu/education/tools/isced-f_en.htm

  • Banka Hesabı
Okulunuz hibenizin yatması için sizden belli bir banka ve belli bir şubeden euro hesabı açmanızı isityor. Ben Halkbank Bebek şubesinden açmıştım ve bu hesabın bilgilerini de "Hibe Sözleşme Modeli" diye bir belgeye yazıyorsunuz. Bu belgede hangi ülkede kaç gün kalacaksınız, günlük alacağınız hibe ne kadar gibi şeyler de soruluyor.

Bu arada hibenizin belli bir kısmını gitmeden önce alıyorsunuz (%80), kalanı (%20) ise siz stajınızı tamamladığınızı gösteren belgeleri teslim ettikten sonra yatıyor.

  • Sigorta
Sanırım en zorlandığım konu sigorta oldu. Çünkü okul, staj yapacağınız yerde kıracağınız şeylere karşı ya da orada birine vereceğiniz zararlara karşı sigorta yaptırmanızı istiyor. Bu sigortanın adı Kaza Sigortası ve Mesuliyet Sigortası, diğer adıyla Kişisel Sorumluluk sigortası. Ama hiçbir sigorta şirketi bu sigortayı yurt dışında geçerli olacak şekilde yapmıyor, daha doğrusu böyle bir sigortadan haberleri yok. İnternette bulabileceğiniz AON gibi sigortaların da internetten yapıldıkları için geçerlilikleri yokmuş.

Ben bu sigortayı uzun uğraşlar sonucunda Etiler Umay Sigorta'ya yaptırabildim. Daha önce bu sigortayı yaptıran bir tanıdığım sigortasını yapan kişiye ulaştı, o kişi Umay Sigorta'ya nasıl yapacaklarını anlattı ve sorun çözüldü. Ben 3 aylık "Liability" sigortasını 50 Euro'ya yaptırdım. 500 euro ve 1000 euroya kadar olan zararları karşılayan 2 farklı sigorta vardı ama aralarında toplam 10 euro fark olduğu için ben riske girmeyip 1000 euroluk sigortadan yaptırdım.

Ayrıca sağlık sigortası da yaptırmanız gerekiyor ama benim zaten AT11 sağlık sigortam olduğu için ekstra sigorta yaptırmadım. Bu iki sigortanın İngilizce ve Türkçe hallerini size veriyorlar ve Türkçe olanı okulunuzdaki ofise teslim ediyorsunuz, İngilizce olan da staja götürmeniz için sizde kalıyor.

  • OLS sınavı
Yukarıda da bahsettiğim gitmeden önce girmeniz gereken yabancı dil sınavı işte bu. Ofis bana bunun tamamen gitmeden önce ve sonraki dil gelişimini ölçmek amacıyla yapıldığını, alacağınız notun bir önemi olmadığını söylemişti. Uluslararası İlişkiler Ofisiniz size bu sınav için hesap açıyor ve daha sonra hesap bilgilerinizi ve sınav linkini mail ile size yolluyor. Bu sınavı stajınız başlamadan istediğiniz zaman online olarak yapabilirsiniz, yaklaşık 1 saat sürüyor.


Staja gittiğinizde orada hazırlamanız ve dönünce halletmeniz gereken belgeler:


  • "Letter of confirmation" formu
Bu form, kabul mektubunuzda yazan ve "Learning Agreement"ta da yazdığınız tarihlerde staj yaptığınızı gösteren belge oluyor. Doldurmanız gereken yerlerde tarihler, staj yaptığınız yerin adı, sizden sorumlu olan kişinin adı ve staj yerinizdeki pozisyonu var. Bu belgeyi imzalatıp mühürletmeniz gerekiyor, yoksa stajınızı yapmamış gibi gözükürsünüz.


  • "Traineeship certificate" sertifikası
Bu sertifikaya isminiz ve staj yaptığınız yerle ilgili genel bilgiler dışında staj sırasında öğrenmeyi hedeflediğiniz şeyler ve gerçekten öğrendiğiniz şeylerin de yazılması gerekiyor. Sertifikanın en sonunda da "evaluation" yani değerlendirme diye tek satırlık bir yer var, ben oraya ne yazacağımı bilemediğim için "başarılı yazmıştım. Bunu da aynı şekilde imzalatıp mühürletmeniz gerekiyor.

  • Başvuru formu
Hibe alacağınız belli olduktan sonra "Learning Agreement for Traineeship" diye bir belge doldurmanız gerekiyor ve bu belgede gelince doldurmanız gereken kısımlar da var, demiştim. Bu kısımlarda yine staj sırasında gerçekten öğrendiğiniz şeyleri yazmalısınız ve bu belge de imzalatılıp mühürlenmeli. (Oradayken stajınızla ilgili tarihler ya da pozisyonunuz gibi çok önemli bir değişiklik varsa bunu yazmanız için "during the mobility" diye bunu belirtebileceğiniz bir bölüm de var)

  • Pasaport
Gerçekten kabul mektubunda yazan tarihlerde staja gittiniz mi, arada hiç Türkiye'ye gidip geldiniz mi ya da erken mi döndünüz diye bakmak için pasaportunuza bakıyorlar. Türkiye'ye giriş çıkış damgaları ile kimlik sayfasının fotokopisini alıp dosyanıza ekliyorlar. Eğer ben arada eve gelseydim ya da erken dönseydim hibemiz geri kalan %20'lik kısmını alamayacakmışım.

  • OLS testi
Gitmeden yaptığınız OLS testini dönünce bir daha yapıyorlar. Ben gitmeden C1 çıkmıştım, döndüğümde o kadar salladım ki B2 çıktım, umarım hibeyi alamama gibi bir durum olmaz :D Bu sınavı hatırlatmak için çok acıklı bir mail atıyorlar, görüntüsünü aşağı ekliyorum :(



  • Katılımcı raporu
Artık eve geldiniz, biraz dinleneyim derken tak yine online doldurmanız gereken bir form mail adresinize düşüyor. Bu sefer staja gittiğiniz yer, stajınızın size akademik ve kişisel olarak katkısı, dil öğrenip öğrenemediğiniz, stajınızın yetip yetmediği gibi sorular var ve 1'den 5'e kadar puanlandırmanızı istiyorlar. Bu raporu 1 ay içinde yapmanız gerekiyor.


Hibe alacağınız belli olduktan sonra ve geri döndüğünüzde vermeniz gereken belgeleri size mail ile iletiyorlar, bu yüzden "bu kadar formu, belgeyi hangi websitesinden bulacağım" diye bir kaygınız olmasın. Son olarak da yukarıda da söylediğim gibi, staj yerinizden alacağınız tüm belgeler mühürlü ve imzalı olmalı, bu çok önemli. Bunlara dikkat edin ve işten geri kalan zamanda da eğlenmenize bakın <3

15 Ekim 2018 Pazartesi

Sınav Senesi İpuçları: Motivasyon, Taktikler


Yıllarca olmak istediğimiz mesleğin, üniversite tercih sonucumuzun geldiği günün hayalini kuruyoruz ve bu motivasyonla geceleri uyumak yerine ders çalışıyoruz, hayatımızdan birsürü fedakarlık yapıyoruz. Tabi ki bu yoğun tempoda sürekli motive kalmak kolay değil. Benim “yeter artık bıktım” diye ağladığım çok oldu örneğin. Bazen vazgeçiyoruz ya da geçmiş yılların sorularını gördükçe gözümüzü korkutup iyice strese giriyoruz. Sınavlar çok değişti ama stres hep aynı. Peki bu 1 yıllık sınava hazırlık dönemini en az hasarla nasıl atlatabiliriz?


Son YGS denemesinde yaptığım cevap kağıdı :)


Sınav senesinde ders çalışılmaz


Çoğumuz döneme gayet motive bir şekilde başlıyoruz ama kış geldikçe havaların ve birden içine girdiğimiz yoğun tempo ile bu motivasyon yavaş yavaş azalıyor. "Sürekli ders çalışıyorum" moduna giriyoruz ve kendimizi mutlu edecek aktivitelere hiç vakit ayırmıyoruz, bu da bizi haliyle depresyona sokuyor. Ben 12. sınıftayken çok sevdiğim bir öğretmenim bize şunu söylemişti: "Ne olursa olsun, haftada 1 günü mutlaka boş bırakın". Kendinize haftada 1 gün seçin ve evet, o günü komple boş bırakın. 

Ben o günü pazartesi seçmiştim çünkü okuldan çıkınca dershane denememiz oluyordu ve benim denemeden çıkıp eve gitmem zaten 8'i geçiyordu. O saatten sonra kim yemek yiyecek, dinlenecek ve ders çalışacak; en azından o kişi ben değilim. Eve gidip 1 saat yemek yiyip dinleniyordum, sonra 10 gibi bir film seçip film izliyordum ya da yatağımda kahve-kitap keyfi yapıyordum (kitap dediğim soru bankası değil lütfen, macera kitabı falan okuyun). Böylece hem kendime istediğim etkinlikler için boş zaman ayırmış oluyordum, hem de planlı bir şekilde boş vakit bıraktığım için diğer günler bu farkı kapatıp kendimi geri kalmış hissetmiyordum. Öğretmenim bu boşluğu bırakmayanlara "Kasım-Aralık geldiğinde, her şeyin asıl yoğunlaşmaya başladığı yerde piliniz bitecek" diyordu ve bazıları "sınav senesinde ders çalışmaları gerektiği için" onu dinlemiyordu. Gerçekten de, Aralık geldiğinde bu kişileri sürekli ağlarken görmeye başlamıştık. Sadece ağlasa yine iyi, yoruldukları için performansları da azalıyordu, netleri düşmeye başlamıştı.

1 soru 1 sorudur

Klasik bir 12.sınıf etkinliği olarak, bizim sınıf bütün teneffüs ve boş derslerde test çözüyordu. Bense mola vermemiz için yapılmış bu aralarda (!) bir 9.sınıf öğrencisi gibi kantine gidiyordum, arkadaşlarımla muhabbet ediyordum, kısaca kesinlikle ders çalışmıyordum. Zaten maksimum 10 dakikalık bir ara var, o 10 dakikada çözeceğin 5-10 sorunun sana yorgunluktan başka bir şey katacağını düşünümüyorum. Burada hem bedensel hem fiziksel yorgunluktan bahsediyorum. Çıkın bi bahçeye hava alın bacaklarınız açılsın, gidin çikolata yiyin beyniniz çalışsın, yeter ki beyninizi daha fazla yormayın. 

Hem allah aşkına, kim o kadar aralıksız ders çalışabiliyor? Şahsen ben çalışamıyorum, 4 saat durmadan test çözüp yarım saat çok yoruldum diye laflayacağınıza, 4 saat içinde 10 dakikalık 4 mola verip çok daha verimli çalışabilirsiniz. Bu molalar aynı zamanda yukarıda anlattığım gibi hayatınızın devam ettiğini size gösteren, hala normal bir insan gibi yaşamanıza imkan veren şeyler, bu yüzden bunları atlamayın.

"Kaç netin var?"

Denemelere girip çıkıyorsunuz, sonrasında direk yapılan şey cevap anahtarı alıp kaç yanlışım kaç netim var diye kontrol etmek oluyor. Ben, bizim zamanımızda ben dahil kimsenin "acaba hangi konudan yanlışım var?" diye baktığını hatırlamıyorum, varsa yoksa "Türkçem full, sosyal 5 yanlış" gibi şeyler konuşuyorduk. Düşünün ki siz fende sürekli 3-4 yanlış yapıyorsunuz. Ya bunların hepsi sadece tek bir konuya aitse? Ve siz bu konuda eksik olduğunuzu yanlışlarınızı analiz etmediğiniz için kaçırdıysanız ve konu çalışmak için artık çok geçse? Eksiklerinizin hangi konudan olduğuna iyi bakın, genelde hangi konularda yanlış yapıyorsunuz, konu çalışarak bu sorunu çözebilir misiniz yoksa pratik yapmanız yeterli mi? Belki çok basit bir yeri anlamadınız ve sınavda kolay bir soru olarak bu kaçırdığınız nokta sorulacak. Ya o soruyu yanlış yaparsanız? Ne zor şeylere çalışıp o noktayı ve haliyle soruyu kaçırmak sizi üzmez mi?

Her konuya çalışmayın

Evet doğru okudunuz, her konuya çalışmayın. Eğer siz yukarıda anlattığım gibi bir analiz yaptıysanız ve son 10 denemede "cümlenin ögeleri"nden en fazla 5 soru yanlış yaptıysanız, neden çılgınlar gibi o konuya daha fazla çalışasınız? Son 10 denemede "fiilde çatı"dan 15 soru yanlış yaptıysanız oturun ona çalışın. Cümlenin ögelerini de haftalık yapacağınız genel tekrarlara 2-3 test olarak sadece o konuyu taze tutmak, unutmamak ekleyin sadece. Bildiğiniz şeylerle vakit kaybetmeyin, neyi bilmediğinizi çözüp ona odaklanın.

Ama her konuyu mutlaka her hafta çalışmaya çalışın. İnsan kafasında milyon tane yeni 12.sınıf bilgisi, bir de son 3 seneyi tekrar etmeye çalışınca error vermesi ve unutması çok normal. Her hafta 1-2 test de olsa dönün eski konuları tekrar edin. Dönemin ortasında evrim görürken dershanede ilk hafta işlenen hücredeki fotosentezi her şeyiyle hatırlayan kişi siz olun, unutan kişi değil.

Rasyonel App

Benim anlattığım her hafta 1-2 testlik tekrar işini bize yapmamızı söyleyen bir rehber öğretmenim vardı, bize haftalık programlar yapar "şu konuda şu kadar test çöz, bayadır çözmedin" derdi. Ama hangi konulardan eksik olduğumuzu o kadar takip edemezdi. İşte şimdi bunu yapan bir uygulama var. Youtube'da Dr Dodo kanalını biliyor musunuz bilmiyorum, geyik muhabbeti yapan Cerrahpaşa mezunu bir doktor Dodo ve sürekli "sınav kazanma taktiği" diye bir şeyden bahsediyordu. Şimdi bu taktiğin uygulamasını çıkardı ve uygulamanın yaptığı şey tam olarak yukarıda anlattığım yanlış analizi ve konu eksiği takibi! Bu taktiğin işe yaradığını ben biliyordum ama fark ettiğimde geç olmuştu, kendisi bunu uygulamış hatta tembel bir öğrenci olmasına rağmen "yanlışlıkla" Cerrahpaşa Tıp kazanmasını bu taktiğe bağlıyor. Buraya Dr Dodo'nun bu uygulamadan bahsettiği Youtube videosu linkini koyuyorum, bence izleyin, hatta boş günlerinizde Dodo izleyin kafanız dağılsın :D


Buraya kadar yazdığım her şey sınav yılında başarılı olmanızı sağlayacak, motivasyonunuzu kaybetmemenizi sağlayacak şeylerdi. Hadi oldu ya motivasyonunuzu kaybettiniz (çok ayıp hiç olmayacak şey), tekrar derse başlayabilmek için ne yapabilirsiniz?

Biraz yorulun


Belki size çok basit gelecek, ne alaka diyeceksiniz ama kendinizi mutsuz, başaramayacak hissettiğiniz anda spor yapın. Yürüyüş, basketbol, yoga, aklınıza ne gelirse. Hatta olduğunuz yerde şınav çekin. Spor hem mutluluk hormonu salgılamanızı sağlayacak, hem havanızı değiştirecek, hem de bedeninizi yorup daha sonrasında daha rahat çalışmanızı sağlayacak (bunu da boş gün bırakın diyen hocam söylemişti). O güzel spor yorgunluğundan sonra bir duş alın, rahatlamış şekilde oturun sakince tekrar çalışmaya başlayın. Ve unutmayın, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur :)

Eğer hareket etmenize rağmen tazelenemediyseniz boşverin gitsin. Kendinizi zorlasanız zaten çalışamıycaksanız, çalışsanız bile verimli olmayacak. Ama depresyona girip uyumayın, film-kitap yapabilirsiniz ya da dışarı çıkın kahve için. Sadece yemek yemeye bile çıkabilirsiniz.

Hedefiniz gözünüzün önünde olsun


Eğer aklınızda istediğiniz belli bir okul hedefi varsa, odanıza o okulun fotoğraflarını asın. Benim yatağımın yanında Boğaziçi'nin posteri vardı ve her gece ona bakarak uyanıp ona bakarak uyanıyordum. Ne için bu zorlukları çektiğimi hatırlayınca o gün çalışmak 1 tık daha az zor geliyordu :) Hedeflerin resmini asma önerisini dershanede bir hocam sınıfa asmak için söylemişti ama sınıfı sadece biz kullanmadığımız için yapamamıştık, ve ben kesin derste dalıp giderdim :D Asacağınız şey ders çalışırken direk görebileceğiniz dikkatinizi dağıtacak bir yerde olmasın, istediğinizde bakabilin.

Sosyal medyayı kullanın

Şimdi diyeceksiniz ki bu kız sınav senesinde hep ders çalışmayın diyor, her konuya çalışmayın diyor, şimdi de insanlar sosyal medyalarını kapatırken bu kız sosyal medyayı kullanın diyor, BU KIZ BOĞAZİÇİ'Nİ NASIL KAZANDI?? Herhalde ders çalışmak yerine Instagram'da keşfette magazin sayfasına bakın demiyorum size, ama artık her şey o kadar erişilebilir ki magazin haberine bakacağınız zamanı Instagram'da istediğiniz okulun etiketlerine bakarak istediğiniz yerde okuyan birilerini bulmaya çalışın. 

Utanmadan, darlar mıyım demeden aklınıza gelen her şeyi sorun. Bölüm nasıl, neler öğreniyorlar, ne gelirse aklınıza AMA yeter ki "memnun musun" diye sormayın. Herkesin hayattan ve bölümden beklentisi farklı. Adam ezberde nefret ediyordur, tıpa gitmiştir, gelir söver söver sizi bölümden soğutur. Hiç gerek yok, hevesinizi kaçırmayın.

Sosyal medyayı aynı şekilde okula gittiğinizde katılmak istediğiniz etkinlikleri bulmak için kullanabilirsiniz. Mesala bizim okulda SportsFest diye bir olay var, dünyanın dört bir yanından sporcular okula geliyor ve okulda 4 günlük mini bir olimpiyat oluyor. Tabi bu arada güzelim Güney Kampüs'te birsürü etkinlik, konser oluyor. Bu etkinlikle yer almak, seneye o fotoğraflarını gördüğüm spor etkinliklerinde görev alıyor olmak benim çok büyük hayalimdi ve beni çok heveslendiren şeylerden biriydi.


Ortam soluyarak vakit kaybedin

Eğer imkanınız varsa mutlaka yazın ya da dönem içinde bir gün okulların tanıtım günlerine gelip hem okul hem bölüm hakkında bilgi alın. Ben yazın Koç ve Boğaziçi'nin tanıtım günlerine gitmiştim ve hangi okulu seçmem konusunda o okulda olmanın bana verdiği hissi değerlendirdim, hangisinde mutluysam onu seçtim.

Kışınsa anneme 50 defa söyledim ve ikna ettim, 1 gün okulu dershaneyi asıp kalktık beraber İstanbul'a Boğaziçi'ni gezmeye geldik. Önce tanıtım ofisine mail attık, dedik böyle böyle biz gezmeye gelmek istiyoruz ve onlar da bölümden bir doktora öğrencisiyle görüşüp bana bölümü gezdirmesi için randevu almışlardı. Böylece annem de birinci ağızdan bölümün nasıl bir yer olduğu, neler çalışıldığı hakkında bilgi almıştı. Siz de kulaktan dolma bilgiler yerine daha net şeyler duyup hedefinizi gerçekten isteyip istemediğiniz hakkında fikir edinirsiniz.

Bununla ilgili şunu da söyleyeceğim, 1 gün ders çalışmamanız, okulu-dershaneyi ekip hayallerinizin peşinden koşmanız size o günkü test çözmelerinizden çok çok çok daha fazla şey katar. Belki ondan sonra çok daha fazla motive çalışacaksınız çok mutlu olacaksınız, belki de yanlış meslek seçimi yapıp bir ömür mutsuz olmaktan kurtulacaksınız. Eğer imkanınız varsa lütfen bunu aksatmayın.


Bölüm dışı etkinliklere bakın

Son önerim, diyelim ki bizim bölüm Moleküler Biyoloji ve Genetik'e gelmek hayaliniz ama aynı zamanda okulda sadece bunu öğrenmek de istemiyorsunuz. "Seneye kendimi şunlarla ne kadar güzel geliştirebilirim" dediğiniz, bölüm dışında sizi heyecanlandıracak kurslar, dersler arayın. Mesala bizim okulda senaryo yazma dersinden tutun seramiğe kadar, Kore Tarihi'nden evrime kadar, Krav Maga'dan işaret diline kadar birsürü farklı şey hakkında kendinizi geliştirebilecek dersler alabilirsiniz. Eğer sadece ders fikri sizi sıkıp gözünüzü korkutuyorsa, bir de böyle düşünün.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Güzel Makale Sunumu Nasıl Yapılır?


Sunum yapmak benim 1 sene öncesine kadar hayatımda derslerle ilgili en en en korktuğum şeydi. Ben üniversite 3.sınıfa kadar hiç sunum yapmadım (hazırlıktaki 1 tane 5 dakikalık sunum haricinde) ve zaten kendimi konuşurken çok iyi ifade edebilen bir insan değil(d)im, bir de üstüne koskoca hocaların önünde makale sunacağım he, resmen kalp krizi sebebi.

Neuroscience dersinden 2 tane sunum yapmamız gerekiyordu ama daha önce ne düzgün sunum hazırlamışım, ne de makale nasıl sunulur hakkında önceki haftalardaki öğrenci sunumları dışında bir örneğim yok. Ben kafama göre hazırladım bir sunum, ilk sayfaya makalenin adını yazdım, diğer sayfaya introduction/giriş yaptım, daha sonra results/sonuçlar ve discussion/tartışma sayfalarını da ekledim falan ve çıktım tahtaya sunmaya çalışıyorum ama ne cümleleri toparlayabiliyorum, ne ben kendi dediğimi anlıyorum, insanlar resmen kaşlarını çatmış anlamaya çalışarak bir bana bakıyor bir sunuma ama olmuyor yani hissediyorum. O bir saatlik sunum nasıl geçti, ben ne dedim, sonrasında derse hangi motivasyonla devam ettim inanın hatırlamıyorum. Peki ne oldu da benim sunumum bu kadar kötü oldu? Neleri değiştirdim de, şu an "keşke sınav yerine sunum olsa" diyorum?


Makale okuma


İlk sunumumda sunacağım makaleyi tabi ki okudum, ama sadece 1 kez okudum. Ben arkadaşlarımın bana anlattığı şeyleri bile bazen 1 kerede anlayamıyorum, ey Cemre sen koca makaleyi neden 1 kez okuyarak sunmaya kalktın? Sunacağım makaleyi şimdi baştan sonra komple bir okuyorum, bu makalenin derdi ne, ne anlatmak için yazılmış, bu araştırmalar bana ne diyor önce bir bunları anlamaya çalışıyorum.

Daha sonra makalede yapılan deneyleri ve çıkan sonuçları küçük küçük özet halinde geçtikleri paragrafların yanına yazıyorum "bu paragrafta bunu göstermiş/anlatmışlar" diye ama bunu kesinlikle ilk okuyuşta yapmıyorum. İlk sunumumda direk okurken önemli görülen yerleri boş bir kağıda geçirmiştim ve okumam bittiğinde elimdeki şey neredeyse makaleyle aynı uzunlukta bir not olmuştu. Neresi önemli, asıl sonuç ne hiçbir şey anlamamıştım, önüme ne gelirse "aa bu önemli" diye yazmıştım. Bu kısa öz not alma aynı zamanda şunun için de gerekli, daha sonra bu notları sunuma geçirirken "hangisini yazsam, cümleleri nasıl toparlasam" derken notların içinde kayboluyorsunuz. Küçük notlar alırsanız sunuma geçirmek de kolay olur. Asıl vakit alan sunum hazırlamak zaten.


Sunum taslağı hazırlama


Sunumu hazırlarken önünüze taslak bir slayt açın. Ben hep düz beyaz arka plan kullanıyorum. Bir keresinde arkadaşım çiçek desenli ve ben de yazı yazma yeri dar olan bir arka plan seçmiştik ve bu çok eleştirildi. Hem profesyonel görünmüyor, hem de slaytta yazı ekleyebileceğiniz yer azalıyor.

Sunumumun ilk sayfası


İlk sayfaya sadece "MAKALE ADI ve ADIM" yazın, oraya bunu koymanız gerektiğini görünce hatırlarsınız. İkinci sayfaya "SUNUM TASLAĞI" yazın ve bu sayfa sırayla şu kelimeleri içersin: "AIM/amaç, INTRODUCTION/giriş, RESULTS/sonuçlar, SUMMARY/özet". Böylece genel olarak sunuma neler koyacağınızı bilirsiniz. Ben genel olarak discussion kısmını sunuma ayrıca eklemiyorum, onun yerine oradaki bilgileri summary kısmına madde madde olarak ekliyorum. Üçüncü sayfaya deneyin amacını yazın, bu deney neden yapıldı, neyi araştırıyorlar, insanlar önce bir bunu öğrensin, daha sonra introduction kısmına geçebilirsiniz.


Güzel bir giriş sağlayın


Introduction kısmına sunumun konusu ile ilgili genel bilgileri, deneyde kullanılan önemli kimyasalları, hücreleri yazabilirsiniz. Intronuzun sunum konunuzla alakalı olması ve düzgün olması önemli. İnsanlar makaleyi dinlerken anlamak için neyi bilmeye ihtiyacı olacak, sıfır bilgisi olan birine anlatıyormuş gibi düşünün ve ona göre yazın. Mesala ben bağışıklık ve vücuttaki tepki ile ilgili bir sunumuma bağışıklığın ne olduğunu ve vücutta nasıl bir tepki oluştuğunu anlatarak başlamıştım, daha sonra hangi hücrelerin kullanıldığını ve bu hücrelere deney yapmak için hangi kimyasalın neden verildiğini yazmıştım. Zaten makalenin intro kısmı size bu bilgileri sağlar, alakalı olan literatür/bilgi kısmı oraya yazılmıştır, oradan kopya çekip fikir edinin. Eğer buraya bir figür koyuyorsanız, mutlaka altına referans verin, mesala Albert adlı kişinin 2016'da yayınlanan makalesinden mi aldınız, figürün altına küçük bir fontla "Albert, 2016" yazmanız yeterli.


Makaleyi okurken elbet aklınıza "neden bu hücreleri kullanmışlar, neden bu yöntemi uyguluyorlar" gibi küçük sorular takılabilir, bunların cevaplarını kendinize anlatıyormuş gibi introduction kısmına yazabilirsiniz. Mesala bir sunumumda HEK hücrelerini kullanmışlardı ve sunuma deneyde neden bu hücrelerin kullanıldığı, bu hücrelerin avantajları ve genel özellikleri ile ilgili bir slayt eklemiştim ve burası dinleyenlerin çok hoşuna gitmişti.


Metodları ve figürleri ne yapacağız?


Aynı introda olduğun gibi metodlarda da "bu deneyde bu antijenlerin miktarına nasıl bakmışlar? ELISA kullanmışlar" diyorum ve sonra ELISA'nın ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve bizim deneydeki rolünü anlatan bir slayt koyduktan sonra makaledeki data bilgisini koyuyorum. Böylece dinleyenler bu metodun niye kullanıldığını ve nasıl bir şey olduğunu görüp deneyi çok daha iyi anlıyorlar. Makaleyi okurken sizin aklınıza takılabilecek, anlayamadığınız şeyler elbet başkalarının aklına da takılabilir ve onları açıklarsanız çok daha güzel olur.


Metodları bu şekilde ister introdan sonra "kullanılan metodlar" şeklinde bir bölüm olarak yazın, isterseniz result kısmında sonuçları gösterirken her bir deneyi ve sonucu anlatırken verin, siz bilirsiniz. Ben önce ayrı bölüm yapıyordum ama sonrasında deneyin sonucundan hemen önce yapmayı dinleyenler için daha anlaşılır buldum, o yüzden direk result kısmında anlatıyorum metodları.

Sıra geldi results kısmına, yani makaledeki asıl önemli olan ve sonuçları bize gösteren figürlere. Bunları sunuma nasıl ekliyorum? Results bölümünde her bir deney için küçük bir başlık vardır, örneğin "ribosome is responsible for protein synthesis". Slaytın başına aynen bu cümleyi italik olarak büyük fontla slaytın başlığı olacak şekilde yazıyorum. Altına bu deneyin yapılma amacını ve hangi metodun kullanıldığını yukarıdaki metod bölümünde anlattığım gibi ekliyorum. Daha sonra farklı bir slayta data figürünü ekliyorum ve altına mutlaka Figure 1, Table 1 gibi figür bilgisini de ekliyorum. Figürün altına da tırnak içinde ya da kalın harflerle bu deneyin sonucunu, bize ne söylediğini yazıyorum.


Peki ya sunum sırasında?


"Sunum hazırlamakta ne var, kim onu çıkıp sunacak?" diyebilirsiniz, çok da iyi anlıyorum. Daha rahat bir sunum için birkaç tüyo vereceğim size şimdi. Bir tarafa sunumu, bir tarafa boş bir word dosyası açın ve bu boş dosyaya sunum sırasında söylemeyi planladığınız her şeyi ama her şeyi yazın. Ben bir slayt için bir paragraf yazıyorum genelde.

"Good morning everyone, I am Cemre and today, I am going to present you the article XX" diye başlıyorum ve daha sonra "in this article, they are trying to show XX..." diye devam ediyorum. Kağıda yazdığım şeyler arasında "here, you can see XX" gibi figür açıklamalarından tutun, kendi kendime yapacağım minik hatırlatma yorumlarına kadar her şey var. Bu benim sunum sırasında sunacağım asıl metin oluyor. Kağıdımı hazırladıktan sonra yazdırıyorum, önüme sunumu açıp okumaya başlıyorum ve her paragrafı numaralandırıyorum. Makalenin başlığının olduğu ilk sayfada paragrafın başında söylediğim girişi yapıyorum örneğin, buna 1 diyorum. Bunu okuya okuya hangi slaytta neyden bahsedeceğim, hangi figür neyi anlatıyordu, bu slayttan sonra hangi slayt gelecek hepsini ezberlemiş oluyorum.


Sunum yazımın ilk iki parafragı


Sunum sırasında heyecanlanmanız çok çok normal, ben genelde elime sıkayım diye kalem alıyorum ya da pointer varsa onu tutuyorum. O an herkes size bakıyormuş gibi gelebilir ama aslında herkes "bitse de gitsek" diye düşünüyor ya da aklında akşam buluşacağı arkadaşı falan var. O yüzden yaptığınız küçük hataları kimse fark etmeyecek, inanın bana. Ben proje dersimin sunumunda çok önemli bir kimyasalın yaptığı işi yanlış söyledim ve o sırada bütün hocalarımız sunumumu dinliyordu. Ama kimse de "bu kız ne diyor, daha ne kullandığını bilmiyor" demedi. Dediyse de içinden dedi en azından, kafama kırmızı domates yemedim yani.

Bir arkadaşım bana sunum stresi için şunu söylemişti: "Cemre, o an ne hakkında sunarsan sun, kimse o konuyu senden daha iyi bilmiyor, en çok çalışan ve en hakim olan sensin. O yüzden hatalarını görmeyecekler ve herkes sana orada yaptığın şey için saygı duyacak çünkü sunum yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyorlar". Kimse bunun farkına varamıyor ama aslında bu o kadar doğru ki. Hocalar da senin konuyu ne kadar bildiğine değil, karşındakine bilgiyi ne kadar net bir şekilde aktarabildiğine bakıyorlar, o yüzden çok da umursamayın hataları.

Bir yerde yanlış mi anlattınız, "baştan anlatıyorum" deyip başa sarın. Düzelttiğiniz sürece hiç sorun yok. Ya da bir türlü anlayamadığınız bir kısım mı var, "burada yardım edebilir misiniz" diye hocanızdan yardım isteyin, ama bunu bence sunumdan önce kendisine haber verin. Pat diye sorduğunuzda hazırlıksız olduğunuzu ya da çalışmadığınızı düşünmesin.


Toparlamayı unutmayın




Sunumu hazırladınız, her datayı güzelce sundunuz ve sunum bitti. En son olarak amacı, metodları ve sonuçları anlatan 8-10 maddelik bir özet sayfası yapmayı unutmayın. Bu özet için de makalenin "abstract/özet" kısmından kopya çekebilirsiniz ya da discussion kısmındaki bilgileri toparlayabilirsiniz. İlk maddeniz deneyin amacı olmalı, daha sonra 5-6 madde hangi sonuçları elde ettiler ve 1-2 madde de bu sonuçları nasıl yorumladılar, bu şekilde yapabilirsiniz.

En sona da "dinlediğiniz için teşekkürler" temalı samimi bir fotoğraf/yazı eklerseniz sunumunuzu hazır sayabilirsiniz ve aşağıdaki fotoğraf gibi kalmazsınız :D



Minik bir not: Ben aynı slayta sonradan gelmesi gereken figürler dışında slaytlar arası animasyon gibi şeyler eklemiyorum, bence dikkati dağıtıyor ve çocuksu duruyor.

Adımları gösteren Smart Art


Minik bir not 2: Eğer bir slayta yazacak 1), 2), 3) gibi numaralandırılacak adımlı bir şeyiniz varsa, bunu smart art olarak ekleyebilirsiniz. Tamamen yazı dolu bir sunumdansa bu şekilde animasyon daha güzel olur.

Minik bir not 3: En çok soru figürlerin yorumlanması üzerinden geliyor ve sunumun en önemli kısmı da figürleri iyi açıklayabilmeniz, bu yüzden figürleri iyi anladığınızdan emin olun.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

İngilizce'mi Nasıl Geliştirdim?

Okuduğunuz bölüm Türkçe olabilir ya da sadece İngilizce konusunda kendinizi yetersiz hissediyor olabilirsiniz. Ben biyoloji alanında dilimi nasıl geliştirdim, hatırlayamadığım sözcükler ya da karşımdakinin İngilizcesini hiç anlayamadığım anlarda nasıl idare ediyorum, onları anlattım, umarım işinize yarar :)


Aklınızdan geçirin ve gerekirse unutun


Düşündüklerinizi aklınızdan İngilizce şeklinde geçirmek, "eğer şu an konuşuyor olsam bunu nasıl İngilizce söylerdim" demek benim bugüne kadar yaptığım en etkili şeydi. Sadece İngilizce konuşulan bir yerde olduğunuzu ve kendinizi mecburen İngilizce ifade etmek zorunda olduğunuzu hayal edin. O an ne yapıyorsanız, "bunu Amerika'da olsam nasıl söylerdim" diye düşünün ve kafanızdan kendi kendinize konuşma pratiği yapın.

Bu kendi kendine konuşma tekniğini uygularken mutlaka basit cümle ve kelimelerle konuşun. Çok basit bir kelime mi hatırlayamadınız, mesala tencere. Panik olmak yerine tencereyi başka nasıl ifade edebileceğinizi düşünün, "the thing that we cook food in it, big, gray" deseniz bunu herkes anlar ve kimse size "bu nasıl İngilizce konuşuyor, daha bunu bilmiyor" falan demeyecek. Ne kadar basit de olsa insan kullanmayınca unutuyor. Ne olacak sanki, aklıma gelmedi o an.

Basit kelimelere ek olarak cümlelerinizi de basitleştirmeye çalışın. Zaten çoğunlukla şimdiki zaman, geniş zaman, geçmiş zaman ve gelecek zaman kullanılıyor, biz lisede aman allahım ne karışık zamanlar öğrendik, şimdi hiçbirini hatırlamıyorum. Yok "shall, shan't" mış, "must have been continuing" miş; böyle şeylere hiç gerek yok.




Kendinize tahammül etmeyi öğrenin


Hatalarınızı görmek için ses kaydı ya da video kaydı almanızı öneririm. Kendinizi kaydedin ve telaffuz hatalarınıza bakın. İlk önce "bu neee, ne biçim konuşuyorum, ay iğrenç" diye kendinize tahammül edemeyip telefonu kırarcasına kapatmanız çok olası. Ama biraz dayanmaya çalışın, çünkü insan dışarıdan birini/kendini dinlediği zaman çok daha eleştirel oluyor ve konuşurken fark etmeden yaptığınız hataları görebilirsiniz. Am/is/are ile fiili aynı anda kullanmak gibi hatalardan bahsediyorum ve ben böyle şeyleri HALA yapıyorum ama bunu konuşurken kimse takmıyor.

Unutmaktan ve hatadan korkmayın. Birinin size söylediği bir şeyi anlamıyorsanız tekrar tekrar sorun. Sizin o anki amacınız İngilizcenizi "geliştirmek", "sular seller gibi konuşmak" sonraki adım. Ben staj yaparken arkadaşlarımın ya da supervisor'ımın dediği bazı şeyleri anlayamıyordum, çünkü biri Çinli biri İspanyoldu ve telaffuzları haliyle çok farklıydı. "Ay şimdi tekrar sorsam ne olur, bana salak gözüyle bakar kesin" diye düşünmeyin. Sizin amacınız zaten öğrenmek, rezil olmamak değil. Gerekirse rezil olun.

Kendinize alışmak konusunda şunu da ekleyeceğim, gerçekten biriyle İngilizce konuşurken aynı ses kaydındaki gibi "ne kadar kötü konuşuyorum, kesin içinden beni eleştiriyor" demeniz çok çok büyük ihtimal. Bunu önceden yenmiş olmanız ve kendinize güveninizin gelmiş olması çok iyi ve önemli bir şey.




Ne konuşacağım?


Eğer çok fazla kelime unutuyorsanız ya da basit kelimeleri bile bilmediğinizi fark ettiyseniz, kelime öğrenmek için "Memrise" uygulamasını kullanabilirsiniz. Bu bir kelime öğrenme uygulaması, direk gramer anlatılmıyor. Mesala tekil kişilerde fiile "s" takısı geleceğini bilmiyorsanız Memrise ile öğrenemezsiniz ama çok fazla yeni kelime öğrenebilirsiniz.

Bu uygulamada size öğretilen kelimeler sürekli tekrarlanıyor ve tekrarlandığı için öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. Önce Türkçe anlamı test sorusu gibi soruluyor, daha sonra Türkçesi verilip İngilizcesi soruluyor. Daha sonra okunuşunu duyup yazılışını ve Türkçe anlamını bulmaya çalışıyorsunuz. Kelime okunduğu için doğru okunuşunu da duyuyorsunuz.

Tamam, kelimeyi görünce tanır hale geldiniz, daha sonra uygulama sizden o kelimeyi yazmanızı bekliyor böylece hem duyarak hem yazarak hem de size anlamı size sorularak çalışmış oluyorsunuz. Bu uygulama tamamen ücretsiz bir uygulama, diğerleri gibi bir süre geçtikten sonra diğer seviyeler için para istemiyor. Ama eğer seviyeleri telefonunuza indirmek istiyorsanız para ödemeniz gerekiyor. Ama "indirmesem de olur, internetin olduğu yerlerde çalışırım" derseniz 5 kuruş bile vermeniz gerekmiyor.



Konuşuyorum ama anlayamıyorum


Çok klasik olacak ama Türkçe altyazılı yabancı dizi izleyin. Bunu "oh oh altyazı ne güzel, okuyayım da güleyim eğleneyim" diyin diye söylemiyorum tabi ki. "Bu cümleyi İngilizce'de nasıl söylemiş, bu cümleyi Türkçe'ye nasıl çevirmişler" diye bakın. Asıl diziyi takip etmektense neyi nasıl kullandığını inceleyin. Eğer bir şeyleri anlamaya başladıysanız, bunu İngilizce altyazıya geçirin. Hatta bence fırsatını veya vaktiniz varsa daha iyisi, önce Türkçe altyazılı izleyin, sonra İngilizce altyazılı izleyin ama 3-4 defa izleyin. İyice anlamadan kesinlikle geçmeyin. Eğer altyazılar ile anladığınızı düşünüyorsanız, altyazısız izlemeye hak kazandınız!

Ben hala İngilizce ana diliyle altyazısız film izleyemiyorum. Çoğunu anlıyorum ama arada bir şeyler kaçırınca panik oluyorum ve tam olarak kavrayamadığıma inanıyorum. Ama İngilizce altyazılı olunca böyle bir sorunum olmuyor. Eğer direk İngilizce altyazılı başlamak istiyorsanız çocuk filmleri izleyebilirsiniz çünkü bu filmlerin dili çocuklara yönelik olduğundan çok daha basit oluyor. Disney filmleri ya da Pixar filmleri iyi bir seçenek olabilir ama bunları da dublajsız bulmak zor.

Duyduğunuzu anlama için başka bir örnek de Youtube'dan Amerikan vloggerları izleyebilirsiniz. İnsanlar burada çok karmaşık bir dil kullanmıyor, tam tersine günlük hayatın tam içinde oluyorsunuz. İlk zamanlarda orijinal Amerikan İngilizcesi konuşan birini anlamıyorsanız bence hızı 0,75 e falan düşürüp izleyin.

Son olarak kulağınızı geliştirmek için TED Talks dinleyebilirsiniz. TED Talks'taki videolardaki konuşmaların metinleri de var. Eğer hiç anlayamıyorsanız önce videoyu dinlerken metinden takip edin, ben Boğaziçi'nin hazırlık atlama sınavına çalışırken bunun çok faydasını görmüştüm. Hangi kelime nasıl telaffuz ediliyor, vurguyu nasıl yapıyor hepsini görmek sınavın listening kısmı için çok yararlı olmuştu. Aynı zamanda burada dünyanın her yerinden konuşmacı olduğu için farklı aksanlara da aşina olursunuz.




Peki biyolojiyi nasıl öğreneceğim?


Ben lisede de üniversite de İngilizce hazırlık okudum ama İngilizcem asıl üniversiteye başladığım ilk dönem hatta ilk ay gelişti diyebilirim. Zaten bütün dersler İngilizce işleniyor, konularınızı mecburen İngilizce duyup anlamaya çalışıyorsunuz ve soruları da İngilizce sormanız bekleniyor. Yani neredeyse yabancı bir ülkede eğitim alıyormuş gibiydim ve benim dilimi geliştiren şey de bu oldu. Mecbursun, anlayacaksın yapacak bir şey yok ama benim için başlarda bayağı zordu. İlk girdiğim ders fizik dersiydi hiç unutmuyorum, terimlerin Türkçe karşılıklarını anlayacağım diye dersi dinleyememiştim. 

Biyoloji içinse İngilizce geliştirmek bence biraz daha kolay. Çoğu terimin Türkçesi ile İngilizcesi birbirine benziyor. Mesala "iflammation-iflamasyon", "chloroplast-kloroplast" gibi. Peki bunları nasıl öğreneceksiniz? Makale okumaya başlayın, direk İngilizce makalelere bakın. Pubmed'den merak ettiğiniz konuları aratın ve çıkan makalelerden kısa bir tanesini seçin. Daha sonra alın elinize sözlük bütün kelimelere bakın. Çünkü sadece mitokondrinin ya da kromozomon İngilizcesini öğrenmek yetmez, birsürü terim var.

Mesala hücre ekmek için "ceel seeding" kalıbını bilmeniz gerekiyor ya da "resuspension"ın ne olduğunu sadece deneyde ne yaptığına bakarak anlayabilirsiniz, sözlükte "yeniden askıya almak" yazıyor (aslında çöken bir şeyi yeniden başka bir şeyde çözmek anlamında). Başlarda zorlansanız da öğrendikçe alışılıyor. Ben bayağı yeni dil öğrenir gibi biyolojik İngilizce kelimeler öğrenmiştim.




18 Ağustos 2018 Cumartesi

Magdeburg Deneyleri Final Chapter


Berlin Schönefeld Havalimanı'ndan herkese selamlar efendim! Sonunda 11 haftalık stajımın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şu an havalimanında kontuarın açılmasını bekliyorum, ve tahminimce 1 saatten fazla süre var. Bu sürede ne yapıyoruz, tabi ki son staj blog yazımızı yazıyoruz *yeeeey* Bu haftadan önce yazmam gereken yazıyı yazmadım çünkü açıkçası hiç içimden gelmedi. Zaten son hafta da fazla bir şey yapmam, yazı kısa olur diye iki haftayı birleştirip yazayım dedim. Müsadenizle başlıyorum.



Ben normalde 26 Ağustos'ta dönecektim, hatta paşalar gibi THY'den biletimi bile almıştım ama yıllar önce yaşadığım bir sağlık sorunu şu an tekrarlıyor ve ben bu yüzden geceleri uyuyamıyorum (gerçekten, 2'den 5'e kadar falan sürekli uyanık oluyorum) ve gün içinde de çok ağrım olduğu için ne yaptıklarıma konsantre olabiliyorum ne de keyif alabiliyorum. Bu hafta stajım bittikten sonra İspanya ve Portekiz'e gidecektim (ühü ühü) ama malesef eve gidip annemin sırtıma masaj yapması şu an çok daha çekici geliyor ne yalan söyliyim. Zaten ağzımı bozmak istemiyorum ama euro çıkmış Allahuekber dağlarına, gezimde çok daha fazla masraf yapacağımı düşünüp iptal ettim. Çok üzgünüm ama olsun, daha çabuk kısır yiyebileceğim (züğürt tesellisi).


Biyoloji değil gastronomi stajı


Bu son iki haftada yemek işlerin bayağı ilerlettim bence. Deneye deneye ideal pirinç-su ölçüsünü buldum ve bir pilav yapmışım misler gibi ooh.. Sorun şu ki burdaki pirinçler şişmiyor, o yüzden ne kadar su koyacağınızı kestiremiyorsunuz. Neyse 3. denememde çözdüm, mutluyum. Bir de üstüne patates oturtma yaptım mı, allahım yeminle şu uyduruk havalimanında ağzım sulandı. Marifetlerim biter mi sandınız, çaktım bir de üstüne browniyi, bakın ne mixer var ne un, nasıl yaptım valla ben de bilmiyorum (hazır kek karışımı kullandı öhö öhö).



Sabahın köründe çalış köle


Normalde labda çalışan kişiler (doktora öğrencileri ve profesörler) projelerin durumlarını konuşmak için 2 gün bir otele gidip hem konferans salonunu kullanacaklardı hem de biraz tatil yapacaklardı. Sağolsunlar beni de çağırdılar ve konaklayacakları yer manastır gibi bir yer olduğu için çok heyecanlandım çünkü çok değişik bir tecrübe olabilirdi, dedim gelirim. Ama son anda fark ettik ki benim bugüne kadar yapmayı beceremediğim bir deneyi yapmak için son 1 şansım kalmış. Nöronlara bir protein vermemiz gerekiyor ve bu işlem sadece nöronlar belli bir günlükken yapılıyor. Ve tabi ki o gün geziye gidilecek olan gündü...

Çok üzülerek ve ayıp olacağını düşünerek başımızdaki profesörlerden birine yazdım. Dedim böyle böyle benim çalışmam lazım kusura bakmayın, ben de gelmek isterdim ama burdaki işim çalışmak. Hoca geri döndü, "çok üzüldüm Cemrecim ama mutlaka çalışırken yanında biri olmalı" diye. Ve bu maili benden sorumlu olan kişiye de göndermiş. Sorun şu ki sorumlu olan kişi de geziye gidecek. Ee napsak derken karar verildi, ben sabahın 6:30'unda laba gelip deneye başladım, benden sorumlu olan kişi de geldi ve geziye gidilecek saat olan 9'dan önce de her şeyi bitirdim ve tıpış tıpış geziye gittim.

Otelimiz


Bu kadar bilgi için henüz çok gencim


Gittiğimiz yer Harz/Blankenburg diye minik bir Alman köyüydü ve otelimiz de manastırın ve gölün hemen yanında bayağı şirin bir yerdi. Zaten odaya bir girdim, aman tanrım, çatısı çatı katındaymış gibi eğimli, her yer ahşap inanılmaz güzel bir oda. Yerleştikten sonra hemen Xiao ile oteli keşfe çıktık. Bu arada biraz gelme amacımızdan bahsedeyim, 12 gibi odaya yerleştik, daha sonra 2'ye kadar bir projenin durumu sunuldu. Sonra öğle yemeği ve ondan sonra 2 proje daha tartışıldı. Akşam yemeğinden sonra ise biraz daha relax, daha az resmi bir toplantı yapılmış ama ben sabahın köründe kalkıp deney yaptığım için enerjim çoktan bitmişti ve odama geçmiştim. Bir de erken kalkmasam bile, daha gencim ve o kadar farklı proje, farklı deneyler, farklı bilgileri bünyem kaldıramadı ve bayılmak üzereydim artık.

Otelimiz


Arada bir de manastır gezdik lütfen, onu unutmayalım, enerjimin bitmemesine şaşmamalı bence. Manastır dediysek iki odalı bir bina değil, içinde bir de müzik aletleri müzesi varmış ki bayağı ilginç bir yerdi, kilise orgundan tutun flüte kadar bayağı değişik şeyler anlattılar. Manastır kısmında da keşişlerin kaldığı odalar, eğitim aldıkları, gezdikleri, yemek yedikleri yerleri gördük ve bu kısım ne kadar eğlenceliydi, yorum kısmını size bırakıyorum :D

Ertesi sabah kalktık, piknik masalarında göl kenarında aşırı güzel tatlı bir kahvaltı yaptık ve hoop dağlarda hiking yapmaya. Hiking Almanların favori vakit geçirme aktivitelerinden biriymiş, ben bilmiyordum. Ama o günden sonra fazlasıyla öğrenmiş oldum, o nasıl bir kondüsyondur, siz deyin 60 ben diyim 70 yaşındaki koca koca profesörler haldır huldur dağ tepe geziyor, ben orda "ay öldüm çantamı taşıyın, su var mı su" diye bayılıyorum. Valla açıkçası biraz utandım bundan ama alışkın değilim napiyim. Tam 2 saat boyunda dağda oksijen depoladıktan sonra tam tersi yöne başladığımız yere yürüdük bu sefer, neyse ki dağda değil de tarlaların ortasında bir tane patika yapmışlar, ordan. Ve eve geldiğimde gördüm ki, bu patika direk güneş altında olduğu için şortumla amele yanığı olmuşum, TEŞEKKÜRLER PATİKA.




Gitmesek de uzaktaki köyümüz Kreuzberg


Artık şehirde son haftam olduğu için en sevdiğim mekan olan bira bahçesine çok sık gitmeye karar verdim, hatta 2 gün üst üste gidip "buraya gelirken uçakta okurum" diyip elime almadığım kitabı yarıladım orada. Hafta sonu ise napsam napsam derken dedim ki "kız Cemre son hafta sonun hatta son pazarın, kalk git Berlin'e, kitabını Dom'un önündeki çimlere yayıla yayıla oku". Bastım 10 euroyu (çünkü kendisi artık çok para ediyor) atladım Berlin'e geldim. Hiçbir planım yoktu, tek istediğim akşamüstü çimlerde kitap okumaktı. Saldım kendimi, canım nereye isterse oraya gittim. Sürekli eve gitmek istiyorum diye ağlıyodum ya, heh kalktım Kreuzberg'e gittim.

Orası gerçekten dedikleri kadar "Türkiye" imiş. Çiğ köfteci mi ararsın, yeminli tercüman mı, berber mi, sigortacı mı; hepsi Türk ve tabelalar Türkçe. Bana oradayken baya samimi geldi bu ama sonra düşündüm mesala, belki sert bir örnek olabilir bilmiyorum, ama İstanbul'da Arapça tabela görmek istemediğimi, görünce ne kadar sinir olduğumu hatırladım. Ee, Berlin'de niye mutlu oldum o zaman? Kendim olunca oh mis, benim ülkeme yapılınca vovovov. Oldu canım. Bu Kreuzberg'i beğenme düşüncemden de utandım biraz sonra.



Ben gelmeye karar verip otobüse binene kadar öğlen olmuştu. Berlin zaten büyük yer, Kreuzberg'den sonra direk Berliner Dom'un önüne gidip gölge bir yer bulup çimlere yayıldım. İki saat mi okudum kitap, belki daha fazladır, o kitap bitti ama hayatımın en huzurlu, en kendimi dinlediğim, en çok kararlar aldığım saatlerindendi orda geçen saatler. Sonra kalktım ve Humboldt Üniversitesi'nin önündeki kitap pazarına gittim. Aslında çok güzel bir Prag rehberi buldum, hem Prag'a da stajdayken gitmiştim- tatlı bir anı olurdu -ama o 3 euroyu anlamayacağım bir Almanca kitaba vermek istemedim, veremedim, elim gitmedi yani.

Artık gün bitti, otobüsüme doğru giderken güzel bir yol buldum, ordan geçeyim dedim veee evrenin minik sürprizi çok güzel saksafon çalan bir çocuğa denk geldim. Ve adını bayadır hatırlayamadığım ve çok sevdiğim bir şarkıyı çalıyordu. Dinledim, dinledim, para veremedim (sorry bro euromu harcayamazdım) ama instagramını yazdığı için onu takip edip story'mde paylaştım. Anca bu kadar destek olabilirim, sorry. (kısa bir not: çocuk 3 gün sonra beni geri takip etti :D)


Müzisyen arkadaşımız


Son haftama geldiğimde ise gerçekten nasıl geçtiğini inanın anlayamadım. Hatırladıklarım, bir Xiao ile döner yemeye gittik, Ayşe ve Xiao ile enstitünün önünde şarap-pizza partisi yaptık, daha sonra Rodrigo ile beraber bira içmeye gittik - ve şu an havalimanında bu satırları yazıyorum.

Bırakın evime gideyim - ama vizem yok?

Yeni biletim Schönefeld Havalimanı'ndan olduğu için (yani Sabiha Gökçen gibi bir yerde) Magdeburg'dan olabildiğince erken çıktım ve uçuşumdan 4 saat önce havalimanına geldim. Ama bir terslik var, hiçbir kontuar açık değil, güvenlikten geçen kimse yok, duty free desen kepenk indirmiş. Zannedersin bana özel havalimanı işletiyor adamlar. O arada uçuşu beklerken bu yazıyı yazayım dedim, sonra kontuar açıldı bagajımı teslim ettim, uçağın kapısına giderken resmen havalimanından dışarı çıkmam gerekti, ne biçim bi havalimanısın sen Schönefeld.

Dedik ve tabi ki tuhaflıklar bitmedi. Pasaport kontrolü için sıraya girdim, bekledim bekledim zaten tüm gün 26 kilo bagajımı taşırken belim ve kollarım kopmuş sonunda verdim pasaportu "damgalayınca gideyim uçakta uyuyim biraz" diye söyleniyorum. Polis bana baktı, pasaportun sayfalarına baktı, yanındakiyle konuştu, sonra bana döndü ve dedi ki "İngiltere'ye gitmek için İngilitere vizen olmalı, bunu biliyosun dimi?" Dedim ne İngiltere'si, bırakın evime gidicem ben; adam diyo ki evin Londra değil mi. Hayır ya ne alaka biletim İstanbul bak diyorum, bana dediği şey şu "kapın açılmadan pasaport kontrolünden geçemezsin, sonra gel". O sırada daha benim uçağıma yolcu alımı başlamamıştı. Yıllardır birsürü yerden uçtum, hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım, teşekkürler Almanya. Şimdi polisin karşısında bağdaş kurmuş kucağımda bilgisayar bu yazıyı yazıyorum.

(Ben yazana kadar uçak saati yaklaştı ve Almancı teyzeler kapının önüne gelmeye başladı. Hatta biri bana torunlarına götürdüğü tofife çikolatadan verdi :D)




Bir stajın sonuna geldik

Evet, bence bu yazıda asıl önemli olan stajımın bitmiş olması. Bu staj bana ne kattı, hep öğrenmek istediğim teknikler vardı onları denedim, çok güzel datalar elde edemesem de denedim en azından. Yepyeni insanlarla tanıştım, çok çok güzel insanlar tanıdım. "Yurtdışı ne kadar farklı olabilir ki" derken, şimdi söze dökemesem de gerçekten farklı bir bilim anlayışı olduğunu gördüm. Gördüğüm en bariz fark, insanlar size bilimi öğretmek, sizi eğitmek istiyor ama Türkiye'de eğer bu işi biliyorsan bir yerlere geliyorsun - bence. "Ben bunu programa alayım, öğretirim" diye bir düşünce ben görmedim açıkçası bizim ülkede. 

Yeni şehirler, ülkeler gördüm, kendi kendime ev idare etmeyi ve yemek yapmayı öğrendim. Bence insan 2 ayda kendine ne kadar şey katabilirse, o kadar kattım diye düşünüyorum. Dilim ilerledi mi, bence ilerlemiştir, arada Ayşe'yle Türkçe diğerleriyle İngilizce konuşurken beynim yanmadı değil ama bayağı konuşmaya çalıştım İngilizce.

Umarım bu insanlarla iletişimim hep devam eder, teşekkür ederim Ayşe, Xiao ve Rodrigo. En güzel datalar, istatistikler sizinle olsun <3 

Bir staj, master, ya da doktorada tekrar görüşmek üzere, auf wiedersehen Deutschland!