11 Kasım 2019 Pazartesi

Başvuru Sistemi ile Üniversiteye Girmek

"Hayatımız birkaç saatlik bir sınava bağlı :(" diye ağlamayan var mı aramızda? Ben küçükken Amerikan filmlerindeki başvuru ile üniversiteye kabul alma sistemini görünce hep "off bu sistem keşke bizde de olsa, o zaman sınavda bir aksilik yaşasam bile okula girme şansım olur" derdim. İşte bu sistem artık birkaç okul tarafından uygulanmaya başlandı. Bu yazıda size "başvuru" ile öğrenci alımı yapan okullar ve bu sistemlerden bahsedeceğim.




Koç Üniversitesi – Anadolu Bursiyerliği


Yıllardır hayal ettiğiniz bölümde tam burslu okumaya puanınız yetmiyorsa ve burssuz olarak da okumaya durumunuz yeterli değilse, Koç size bir şans daha veriyor. Lise son sınıftayken programa başvuruyorsunuz ve başarı durumunuz, sosyal faaliyetleriniz, ailenizin maddi durumu, öğretmenlerinizden alacağınız referans mektupları ve belirlenecek konuda yazacağınız kompozisyonlar değerlendirilerek okul sizi tercih ettiğiniz bir bölüme kabul edebiliyor.

Başvurmak için gereken şartlar:

Gerçekten maddi durumunuzun okulun tam burs dışındaki ücretini ödeyebilecek güçte olmaması
Başvuracağınız bölümdeki sıralamada ilk 20.000 içinde olmanız (tıp için ilk 3.000)
Lise not ortalamanızın 5 üzerinden 4.0 olması

Programa kabul aldığınız takdirde hazırlık ve lisans eğitiminizin ücreti bir kurum, şirket tarafından karşılanıyor. Yurt ücreti ödemiyorsunuz, kitaplarınızı ücretsiz alıyorsunuz ve ek olarak bir de aylık harçlığınız oluyor. Yani okulu tam burslu kazanmış birinden hiçbir farkınız olmuyor, hatta artık Koç'un tam bursu sadece okul ücretini karşılıyor, yani daha avantajlı bile olabilirsiniz.

Eğer ilk aşamayı geçerseniz yazın bir mülakata çağırılıyorsunuz ve yine olumlu olursa, yeni okulunuz hayırlı olsun diyoruz :)

Başvurular ocak ayında başlıyor. Program hakkında detaylara buradan ulaşabilirsiniz.




Bahçeşehir Üniversitesi – ApplyBAU


Bahçeşehir’in sistemi de genel olarak Koç ile benzer. Sizden otobiyografiniz, kişisel özelliklerinizi anlatan belgeler, eğe bir projeniz ya da ödülünüz varsa detayları, sosyal sorumluluk çalışmalarınız isteniyor. Burada da okumak istediğiniz bölüm için tercih hakkınız oluyor. Eğer ilk aşamayı geçerseniz yine bir mülakata giriyorsunuz.

Bu sistem, Anadolu Bursiyerliği’nden farklı olarak tam burs yerine size farklı burs seçenekleri de sunuyor. Mesala Hukuk’tan %50 burs kazanabilirsiniz, kesinlikle tam burslu kabul alacaksınız diye bir şey yok. Yine Koç’tan farklı olarak sadece eğitim ücretiniz karşılanıyor, yurt ücretinizin ödenmesi ya da harçlık gibi şeyler söz konusu değil.

Başvurmak için gereken şartlarda kesin olarak yukarıdaki 20.000’e girmelisiniz gibi bir şey okumadım, ayrıca anladığım kadarıyla verilecek burs miktarı o yılki başvurulara göre bir kıstas, sınır belirleniyor. 2014’te Tıp için başvuran bir arkadaşım, ilk 4.000’de olmadığı için %100 burs alamamış mesala.

İlk dönem başvurular ekim sonunda başlamış, kaçırmak istemezseniz detaylara buradan ulaşabilirsiniz.




Özyeğin Üniversitesi - Eğitimde Fırsat Eşitliği Burs Programı


Özyeğin de sizi akademik başarınıza ek olarak sosyalliğiniz ve maddi durumunuza göre kabul edebilecek okullardan. Üniversite sınav başarısı, lise diploma notunuz, ailenizin maddi durumu, sosyal ve sportif faaliyetleriniz, öğretmenlerden alacağınız referanslar, yazacağınız kompozisyonlar ve mülakatınıza göre burslu okuma şansınız var.

Programa kabul edildiğinizde okul ve yurt ücreti ödemiyorsunuz, bir de aylık harçlığınız oluyor.

Başvurmak için gereken şartlar:

Maddi durumunuzun okulun ücretini ödeyebilecek güçte olmaması
Başvuracağınız bölümdeki sıralamada ilk 20.000 içinde olmanız
Lise not ortalamanızın 5 üzerinden 4.0 olması

Başvurular aralık sonunda başlayacakmış, o zaman gelene kadar programı buradan inceleyebilirsiniz.




İstanbul Kültür Üniversitesi – WeAccept


İstanbul Kültür Üniversitesi sizi sosyal faaliyetleriniz ve gelecek hedefleriniz ile kabul edebilecek okullara vereceğim son örnek. Başvurmak için gereken şartlarda kesin olarak yukarıdaki “20.000’e girmelisiniz” gibi bir şey okumadım. Başvururken eğer varsa daha önce katıldığınız bilimsel toplantılar (bu seminer olur, kongre olur) ve aldığınız ödülleri ekleyebilirsiniz, bir de referans mektubu isteniyor.

Diğer okullardan farklı olarak, Kültür sizden “kişilik testi” ya da “hangi meslek size uygun” gibi testler yapmanızı istiyor (bunun adı Doğru Tercih sistemiymiş) ve başvurunuzda bunun da rolü oluyor.

Bu sistem de tam burs yerine size farklı burs seçenekleri de sunuyor. Mesala Hukuk’tan %80 burs kazanabilirsiniz, kesinlikle tam burslu kabul alacaksınız diye bir şey yok.

Programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.



6 Kasım 2019 Çarşamba

Zararlı Kimyasal Kullanımını Azaltmak

Başıma gelen sağlık sorunları ile uğraşırken bir gün dedim ki "Ben her gün vücuduma bir yığın zararlı kimyasal alıyorum! Makyaj çıkarıcıyı her gün yüzüme sürüyorum, duşta şampuan duş jeli derime işliyor, diş macununu yuttuğum bile oluyor. Bunların daha doğalları, daha az kimyasallı olanları yok mu?!" Varmış! Araştırdım buldum, hangi kimyasal vücuda nasıl zarar verir, hangisinden sakınmalıyız, bunları içermeyen ürünler nelerdir vb... Hatta kendi kozmetiğimi bile ürettim övünmek gibi olmasın :D

Önce ürünlerin içinde bulunmaması gereken kimyasalları anlatıp, sonra bunları içermeyen hangi temiz içerikli ürünleri seçtiğimi anlatacağım.



Zararlı kimyasallar


SLS: Sülfat diye kısa olarak da yazılabiliyor. Köpüren her şeyin içinde bundan var, aklıma gelenler duş jeli, şampuan, diş macunu, yüz yıkama jelleri. Kanserojen etkisi var. Isındığında zehirli gaza dönüşüyor ve biz duşta saçımızı yıkarken bu gazı soluyoruz.

Dimethicone (Silikon): Şampuan, makyaj bazı, fondöten, diş macunlarında var. Deriyi ve saçı komple kaplayıp pürüzsüz olmasını sağlıyor ama bu sırada cildin ve saçın hava almasını engelliyor.

PEG: Yağ çözücü etkiye sahip. Duş jeli, şampuan, diş macunu, yüz yıkama jelleri, sabunda var. Deriyi tahriş ediyor.

Petrol- ve Parafin: Cildi kaplayıp hava almasını engelleyip, hücrelerin yenilenmesini engelliyor. Parafin mumda da bulunur ve muma o kaygan, pürüzsüz dokuyu veren şey bu.

Paraben: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için kullanılıyor. Göğüs kanseri hücrelerinin büyümesine sebep oluyor. Ftalat da böyle çalışıyor.

Florür: Diş macunlarında bulunuyor. Üreme hormonlarının azalmasına, zeka geriliğine ve Alzheimer'a sebep oluyor.

Parfüm: Alerji, hassasiyet, toksisite yapıyor.

Alüminyum: Roll on ve deodorantlarda var, vücuttan atılamıyor, birikip toksisite yaratıyor.



Diş macunu


Kimyasal ürünleri azaltmaya ilk olarak her gün kullandığım diş macunumdan başladım.

  • Eyüp Sabri Tuncer'in misvaklı diş macununu satın aldım. İçinde SLS, florür, paraben, renklendirici, gluten, şeker yok.
  • Misvaklı olduğu için tadı biraz ağacımsı ama ferah. Propolis, aktif karbon ve karanfillisi de var.
  • Yanında bir tane de diş fırçası geliyor. Bitince tekrar aldım, puanım 9/10.
  • Linkini buraya ekliyorum. 
  • Zararlı kimyasalları içermeyen iki marka daha buldum: Alterra ve Biomed. Alterra Rossmanlarda, Biomed de Migrosta satılıyor.


Duş jeli


Aranızda "duş jeli kanser yapıyormuş" cümlesini duymayan var mı? Ben yıllar önce duymuştum da neden olduğunu anlayamamıştım. Şimdi içindekileri kısmını az biraz okuyabilince bana onu söyleyen kişiye çok hak verdim ve onun yerine çözümü en doğalında arayıp bir Egeli olarak "benim sadık yarim zeytinyağlı sabundur" dedim <3

  • Doğal bir zeytinyağlı sabun aradım, madem kimyasalı azaltıyorum en doğalı olsun dedim ve Gratis gibi yerlerdeki sabunlardan uzak durdum. Doğal denebilecek Otacı'nın sabununda bile bilmediğim birsürü kimyasal vardı. Aynı şekilde Dalan'ınki de öyleydi.
Otacı zeytinyağlı sabunun içeriği

Dalan zeytinyağlı sabun
  • "Ayvalık zeytinyağlı sabun" aramalarımın sonucunda Ayvalık Vakıflar Zeytincilik'in ürettiği ev tipi zeytinyağlı sabunu buldum. Bana en doğalı bir zeytincinin üreteceği sabunmuş gibi geldi.
  • Vücudumu bununla yıkadığımda kendimi gerçekten "temiz" hissettim. Zaten bildiğiniz hamam kokuyor :D
  • Şampuandan memnun kalmadığım için saçıma da bunu kullandım ve baya memnun kaldım, yağı iyi temizliyor. Fotolarını şampuan kısmına ekliyorum.
  • 4 tane zeytinyağlı sabun 16 tl. Online siparişleri var.
  • Linkini buraya ekliyorum. Puanım 10/10 <3


Şampuan


Şampuanda aklıma gelen ilk marka Yves Rocher oldu çünkü daha önceden köpürmeyen sülfatsız şampuanı olduğunu duymuştum.
  • Sülfat, silikon, renklendirici, paraben içermiyor.
  • Ama iki yıkamadan sonra bu şampuanı kullanamadım çünkü kendisi krem yapıda, normal alışık olduğumuz şampuan kıvamında değil. Öyle olunca ıslak saçıma uyguladığımda bir türlü yeteri kadar ürün alıp saçımın yeterince temizlediğimden emin olamadım ve saçım kısa olmasına rağmen çok fazla ürün harcadım. Saç dibimi temizlemek yerine şampuan saç telimden kayıp gidiyor gibi bir his verdi.
  • Ayrıca bazı alkoller ve parfüm de içeriyor. Sevmediğim yanları çok daha fazla olduğu için puanım 4/10.
  • Linkini buraya ekliyorum.
  • Zeytinyağlı sabundan gerçekten çok memnunum, sadece saç dibini kurutabiliyormuş o yüzden arada (ayda bir falan) saçıma hindistan cevizi yağı sürüp bekletiyorum ve bir kez şampuanla yıkıyorum.


Makyaj çıkarıcı


İşte geldim en sevdiğim bölüme çünkü kendi makyaj çıkarıcımı kendim yaptım!! Elbet temiz içerikli, az zararlı makyaj çıkarıcılar vardır ama doğalını yapabilecekken neden en ufak bir kimyasalı bile cildime süreyim ki?

  • Gerekli malzemeler sadece süt ve salatalık. Bir salatalığı rendeleyip bir çay bardağı sütün içine koyun ve kaynatın. Kaynadıktan sonra 5 dakika daha ocakta tutun, sonra salatalıkları süzün ve ta da, ev yapımı tamemen doğal, E vitamini deposu makyaj çıkarıcınız hazır <3
  • Bunun tek kötü yanı süt bir süre sonra bozuluyor, süreyi uzatmak için ağzı kapalı bir şekilde buzdolabında tutabilirsiniz. Ben 1 hafta kullandım, sonra yeniden yapmak gerekiyor.


  • Peki bu makyaj çıkarıcı işe yarıyor mu? Ben makyajımın yarısını bununla, birazını Garnier micellar makyaj çıkarıcı ile çıkardım, bence ikisi eşit derecede başarılı.
Üstte kapatıcı ve allık, altta ruj var

Buraya zamanla denedikçe deterjan, roll on, nemlendirici, peeling önerileri ekleyeceğim, güncelledikçe sizi de haberdar ederim.


Birkaç website önerisi


CosDNA: Kozmetiklerin içindeki kimyasallar ve tehlike seviyeleri yazıyor.
Safe Cosmetics : Muazzam bilgiler bulunduran, konzmetik-kimyasal güvenliği hakkında dopdolu bir site
EWG: İçindekileri en zararlıdan zararsıza doğru sıralıyor.
@icindekiler.101: Kozmetik ürünlerinin içindekiler listesini açıklayan bir Instagram sayfası.


Bu yazıyı şimdilik şu görsel ile kapatmak istiyorum, ürünler/tarifler denendikçe yeni bilgiler eklenecektir <3




Kullandığım kaynaklar:

https://www.mapleholistics.com/blog/aluminum-powder-in-cosmetics/
https://toxtown.nlm.nih.gov/chemicals-and-contaminants/phthalates
https://www.livestrong.com/article/174367-dangers-of-sodium-lauryl-sulfate/
https://www.scientificamerican.com/article/should-people-be-concerned-about-parabens-in-beauty-products/
https://www.fda.gov/cosmetics/cosmetic-ingredients/parabens-cosmetics
https://www.truthinaging.com/ingredients/dimethicone
https://www.truthinaging.com/ingredients/peg
http://www.safecosmetics.org/get-the-facts/chemicals-of-concern/fragrance/

23 Ekim 2019 Çarşamba

Yurt Dışında Master: KU Leuven


"Yurt dışında yüksek lisans/doktora" yazı dizimin ikinci yazısına hoş geldiniz! Programımızın bu haftaki konuğu Ayşe Kılıç :)


Şu an hangi okulda ve bölümde yüksek lisans yapıyorsun? Programının linkini paylaşabilir misin?

Yüksek Lisans : Ku Leuven (Katholic University of Leuven ) à
Doktora : Ku Leuven à Vlaamse Instituut voor Biologie (VIB) Brain and Disease Center





Neden yurt dışına gittin? Türkiye’de istediğin konuyu çalışan biri olsaydı kalır mıydın? Bildiğin kadarıyla yurt dışı ve Türkiye’deki yüksek lisans eğitimlerini karşılaştırabilir misin?

Belçika’da lisans 3 sene (180 kredi) ve yüksek lisans 2 sene (120 kredi). Toplamda bu beş senelik eğitim hayati birbirinin devamı gibi ve beş senenin sonucunda sizden 300 ects kredi toplamanız bekleniyor. Ben lisansı Boğaziçi’nde okurken zaten hâlihazırda 240 kredim vardı çünkü bizde lisans 4 sene. Bu yüzden Türkiye’de masterda ders yükü daha azken ne yazık ki Belçika’da daha fazlaydı. 2 sene boyunca aslında lisansta aldıklarımın da benzeri olan dersleri tekrardan aldım diyebilirim.

Ama master çalışmaları konusunda Belçika’daki sistemin daha sistematik ve kontrollü olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’de master yapan birçok arkadaşım bazen bağımsız projelerinin olmamasından, danışman eksikliğinden ya da hocalarının aşırı beklentilerinden yakınıyorlar. Öbür yandan hocaları çalışmalarını, sonuçlarını yeterli bulmadığı için masterını süresinde bitiremeyip uzatmak zorunda kalan da birçok insan tanıyorum.

Mastera neden yurt dışına gittiğime gelirsek, mastera başlarken kafamda ne alanda çalışmak istediğim vardı ama spesifik olarak çalışmak istediğim bir konu yoktu. Zaten olması da gerekmiyor, insan kendi ilgi alanlarını ve çalışma konularını işin içerisindeyken zamanla keşfediyor, o yüzden ben master için illa şu konuyu çalışan bir hoca olsun da onun yanına gideyim diye düşünmenizi tavsiye etmem. Bence okulun eğitim düzeyi, imkânları ve çalışılan konuların çeşitliliği master için okul seçerken daha önemli olmalı. 

Yurt dışına gitme imkânı olan herkes bunu deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü akademide olabildiğince farklı insanlarla tanışmak, hocalardan ders almak ve farklı deneyimler kazanmanın önemli olduğunu biliyorum. CV’deki yurt dışı deneyimi araştırma bütçelerine ya da üniversitede grup lideri olmak için açılan pozisyonlara başvuruda çok önemli. Ama master illa da yurt dışında yapmanız gereken bir şey değil. Bu söylediklerim daha çok doktora için geçerli şeyler. 

Yurt dışında çoğu öğrenci masterını kendi ülkelerinde yapıyorlar ya da maksimum masterda başka ülkelere erasmusa gidiyorlar. Çünkü burada master daha çok lisansın devamı gibi görünüyor ve kimse aslında bunun için ülke değiştirmiş olmanızı beklemiyor. Benim şu an doktoraya başladığım enstitüde masterını Boğaziçi’nde yapmış arkadaşlar da doktora öğrencisi olarak başladılar. Yani özetlemem gerekirse imkânınız varsa ya da burs bulabilirseniz bence kesinlikle masterı yurt dışında yapın ama bu akademide başarılı olmanın ilk ve tek şartı değil.



Yüksek lisans yaptığın okulu neye göre seçtin? Şehir/ülke seçerek mi ilerledin yoksa okulun ünü veya eğitimi iyi olduğu için direk okul mu seçtin?

Bu seçimi yaparken benim kriterim özel hayatımdı J Erkek arkadaşım Belçika’da yaşadığı için ben de sadece Belçika’daki okullara başvurdum. Aslında lisans hayatım boyunca burs olanakları ve Türkiye’deki popülerliğinden ötürü Almanya’ya başvururum diye düşünüyordum ve diğer ülkeleri pek araştırmamıştım. Belçika’nın en iyi ve Avrupa’nın en iyi 5. üniversitesi olduğu için KU Leuven’e başvurdum. Sonradan da iyi ki Belçika’ya gelmişim diye düşündüm. Bence Avrupa’da sosyal sistem ve yaşanılabilirlik olarak en iyi ülkeler Belçika ve Hollanda. Okulumun imkanları oldukça iyiydi ve Belçika’da yaşamak gerçekten çok huzur verici.



Okulları ve programları bulmak için hangi web sitelerini kullandın?

Sadece Belçika’ya başvurduğum için çok fazla bir araştırma yapmama gerek kalmadı. Sadece KU Leuven’in web sitesine baktım diyebilirim. J



Okula genel bir başvuru yapıp okuldan mı kabul aldın yoksa önce hocayla anlaşıp hoca mı senin okula alınmanı istedi?

Master için okulun programına başvurdum. Zaten okula kabul almak oldukça kolay, eğer belirli bir ortalamanın üzerindeyseniz (ki benimki 2.81’di yani çok da yüksek sayılmaz) ve 94 üzeri TOEFL scorunuz varsa sizi almamaları için pek bir sebep olmuyor. Ama benim Boğaziçi’nden olmamın da etkisi olmuş olabilir çünkü admission office’deki görevli bana ortalamamın düşük olduğunu ama Boğaziçi’nin iyi bir üniversite olduğunu bildikleri için beni kabul ettiklerini söylemişti J



Başvurudaki en önemli şey sence ne? Referans mektupları mı, motivasyon mektubu mu, not ortalaması mı, yoksa tecrübe mi?

Lisans hayatım boyunca 4 tane staj yaptım (2 tane okulun lablarında uzun süreli ve 2 tane yurt dışında yaz stajı) ve hepsinden de iyi referanslar alabilirdim ama başvururken referans mektubu istemediler. Ondan sonra doktoraya başvururken de istemediler. Bu okuldan okula değişen bir şey tabi ki, isteyen okullar olduğunu da biliyorum. Ama geriye dönüp bakınca keşke okuldaki lablarda sene içerisinde uzun stajlar yapacağıma daha fazla çalışıp ortalamamı yüksek tutsaydım ve sadece yazları bir iki labda yurtdışında staj yapsaydım diyorum, en azından burs alabilirdim ortalamam yüksek olsaydı. 

Bence en önemli şey not ortalaması, her ne kadar bazen referanslara ve motivasyon mektuplarına bakıyoruz deseler de ilk elemeyi hep not ortalamasıyla yapıyorlar. Sakın ben çok staj yapayım da hocanın referansıyla her yere girerim diye düşünmeyin!! Önceliği her zaman derslerinize verin ve illa okulun lablarında çalışmak ve referans almak istiyorsanız Special Project dersleri alın. Lisans öğrencisi olarak yıllarca bir labda çalışıp her ders çıkışı laba gitmek sizin önceliğiniz olmamalı.



Sence “iyi” bir CV’de aradıkları şeyler neler? Ders dışı aktiviteler, kulüpler vb ne kadar etkili?

Başvuruları kabul ederlerken ders dışı aktivitelere ve kulüplere baktıklarını hiç sanmıyorum. Ama bunu cv’niz için değil kendiniz için yapmalısınız. Üniversite yılları çok güzel yıllar ve sadece ders çalışıp kariyer hesaplamaları yaparak geçirilmemesi gereken zamanlar. Bence kariyer için en en en önemli şey sizin karakteriniz! Sadece cv’nize yatırım yapıp kişilik açısından kendinizi geliştiremezseniz bence not ortalamanızın da stajlarınızın da çok önemi yok çünkü dünyaya sadece çalışmaya ve sadece bundan keyif almaya gelmiyoruz. Boş vakitlerinizde yapmaktan keyif aldığınız şeylerin olmasını veya vakit yaratacak kadar sevdiğiniz başka ilgi alanlarınızın da olmasını tavsiye ederim.



Lisans hayatında yaptığın stajlardan bahseder misin? Sana katkısı, etkisi neler oldu? Hem araştırma anlamında hem iş disiplini için neler öğrendin?

Sanırım bu sorunun cevabını referans mektuplarından bahsederken biraz verdim. Ama biraz daha ayrıntılı açıklamam gerekirse stajlarda bilimsel olarak öğrendiklerimden daha çok akademide işlerin nasıl ilerlediğini öğrendim. İlk öğrendiğim şey; sorumlulukların az ve önemsiz görünse bile sana verilen işi en güzel şekilde yap ve amaaan zaten ben burada pek işe yaramıyorum deyip pes etme. Sanırım bu referans mektuplarında sana en çok artı puan kazandıracak şey.

Eğer yurt dışındaysan (özellikle Almanya’da) laba giriş çıkış saatlerine ve iş disiplinine dikkat ediyorlar. Nasılsa projem çok ağır değil isimi bitirir çıkarım diye düşünmemek lazım, labda zaman geçirip kendi kendinize okuma yapmanız, anlamadıklarınızı sizinle ilgilenen doktora öğrencisine ya da postdoca sormanız hem sizin için çok yararlı (çünkü hayatınızın her alanında size bir şeyi öğretmekle görevlendirilmiş ve her saçma sorunuza sabırla cevap verip sizi aydınlatacak insanlar bulamayabilirsiniz) hem de az önce dediğim gibi referans mektubunuza kesinlikle olumlu yansıyacak bir davranış.

Stajlarda öğrendiğim en önemli şeylerden biri de sevsem de sevmesem de insanlarla aynı yerde çalışma zorunluluğum olduğu ve kişisel sebeplerle pes etmemem gerektiği oldu. Master yaparken de bu özelliğim isime çok yaradı J Tabi bu sadece akademi için değil çalışacağınız her alan gerekli olan bir özellik ama akademi için bu özelliğin en güzel kazanıldığı yer kendi comfort zonunuzdan çıktığınız, başka ülkelerde başka lablarda çalışmak. O yüzden bir labda bir yıl çalışmaktansa iki farklı labda birer yaz çalışmanızı tavsiye ederim.



Sence seni neden kabul ettiler? Tek bir sebep söyleyecek olsan ne derdin?

Mastera kabul sebebim ortalamam, okulum ve TOEFL scorumdu çünkü tek baktıkları şeyler bunlardı Ama doktora için konuşmam gerekirse tek sebep benim kişisel motivasyonum diyebilirim. Master araştırmamı şu an doktora yaptığım labda yaptım. Normalde Belçikalı öğrenciler ikinci yılın başında master araştırmalarına başlarlarken ben ilk yılın ortasında başlamıştım ve bütün yaz labda çalışmaya devam ettim. Birlikte çalıştığım doktora öğrenciyle sadece haftalık toplantılar yapıyorduk ve ben genellikle bağımsız çalışıyordum. Master araştırmalarım boyunca elde ettiğim sonuçlar aşırı başarılı değildi ama soruna yaklaşma biçimim, sorduğum sorular ve çalışma disiplinim hocamın bana doktoraya kalmamı teklif etmesi için etkili oldu diyebilirim.



Başvuru sürecinde ya da lisansta pişman olduğun bir şey var mı, şunu yapsaydım ya da yapmasaydım dediğin?

Lisansta derslerime önem vermediğim için pişmanım. Ben hep önemli olan iyi bir bilim insanı olmak diye düşünüp ilk seneden labda çalışmaya başladım ve dersler bir şekilde kendiliğinden olur gider diye düşünüp onları salladım J Şimdiki aklım olsa derslerden yüksek notlarla geçip 3’un üzerinde bir ortalamayla mezun olmayı hedeflerdim, tabi ki bu sadece burslara başvurabilmek için işime yarardı, yoksa ortalamanızın kaç olduğunun ne kadar başarılı bir insan olduğunun göstergesi olduğunu düşünmüyorum. Lisanstan 2.81’le mezun oldum ama masterdan 120 kişi içerisinden ilk 5te mezun oldum. Tek fark masterda ders çalışmayı ciddiye almış olmam.



Eğer girdiysen GRE ve TOEFL hakkında önerin var mı?

Toefl’a girdim. Boğaziçi’nde İngilizce eğitim aldığımız için TOEFL’in çok zorlayacağını düşünmüyorum ama bu kesinlikle hiç çalışmadan girin demek değil J ben toefl’a hazırlanırken en son essayi hazırlıkta yazdığımı fark etmiştim ve bilimsel kelime dağarcığım olmasına rağmen essaylarda kullandığımız süslü kalıpları çoktan unutmuştum. Hazırlıkta yazdığım essaylari okudum ve ayni konularda tekrar essaylar yazdım.

TOEFL’in official deneme sınavı kitabını aldım, içerisinde 5 tane deneme sınavı vardı, onları tekrar tekrar yaptım. Speaking, Listening ve reading için de youtubeda alıştırmalar var. Ben 101/120 aldım ve okul 94 istiyordu. Bu scoru almak için de toplamda 40 saatten fazla çalışmışımdır.



Lisanstaki araştırmalarınla aynı konuda mı yüksek lisans yapıyorsun? Değilse kabul almaktaki motivasyonun neydi, nasıl ikna ettin?

Lisansta sadece tek bir konuda araştırma yapmadım. Ama şu an çalıştığım konuyu çalışırken stajlarda öğrendiğim şeyleri azar azar kullanıyorum. Stajlarımın 2’sinde sinekle çalışmıştım şu anda da sinekle çalışıyorum. Stajlarımın birinde sinapslarla ilgili çalışmıştım, şu anda da orada öğrendiğim methodları kullanıyorum. En son stajımda biyoinformatiğe biraz giriş yapmıştım ve onun üzerine biraz da kendim koyarak şimdi o stajda öğrendiklerimi de kullanıyorum J

Dediğim gibi mastera kabul alırken onları ikna etmem gerekmedi ama doktoraya kabul alırken tek belirleyici etmen benim motivasyonum ve çalışma disiplinim oldu. Hocalar mastera ve doktoraya kabul ederken ondan öncesinde ne kadar bildiğinize çok bakmıyor açıkçası, görmek istedikleri tek şey sizin ne kadar meraklı, motivasyonlu ve öğrenmeye açık olduğunuz. Birçok insan doktorasına bile masterda yaptığından çok çok farklı projelerle başlıyorlar.

Hele ki masterda sizden bir deneyiminiz olmasını hiç kimse beklemiyor gerçekten. Zaten Avrupa’daki çoğu öğrenci hiç staj yapmadan sadece okullarını bitirip mastera başlıyorlar ve ilk deneyimlerini bu sürede ediniyorlar. Çoğu Türk öğrencinin neden lisansta bir sürü staj yaptığına akıl sır erdiremiyorlar hatta J Tabi stajlarım mastera başladığımda daha bağımsız olmamı sağladı çünkü aynı model organizmayla çalışıyordum ve muhtemelen birkaç ay sürecek hazırlık ve öğrenme periyodunu atlamış oldum.



Yüksek lisanstan sonra planın ne? İş hayatı mı düşünüyorsun, bulunduğun yerde ne gibi iş imkanları var, yoksa doktoraya mı devam edeceksin?

Şu an doktoraya devam ediyorum. Çalıştığım enstitü Brain and Disease Center ve nörodejenerasyon/Parkinson hastalığı üzerine çalışıyorum. Çalıştığım yerden oldukça memnunum çünkü alanlarında çok başarılı hocalarla sürekli bire bir tartışma ve iş ortaklığı imkânımız var. Burada çalışırken elimin altında maddi ve manevi her imkân var ve beni kısıtlayan/sınırlandıran hiçbir şey yok.



Yüksek lisans öğrencisinin hayatı nasıl geçiyor? Çalışma saatleri, koşulları, maddi durumlar nasıl?

Burada ilk sene sadece ders aldık, o da haftalık ortalama 10 saat kadardı. Ama ilk dönemdeki derslerim ikinci döneme kıyasla biraz daha zordu ve daha önce görmediğim derslerdi (data analizi, istatistik ve R studio kullanmak gibi), o yüzden ilk dönemim daha çok ders çalışmakla ve Felemenkçe kursuna gitmekle geçti (bu zorunlu değil, kendi isteğimle gittim). İkinci dönemimde fazla boş vaktim olduğu için master araştırmalarımı yapacağım hocanın yanına gidip “ben eylüle kadar beklemek istemiyorum hemen başlasam olmaz mı” diyerek kendi isteğimle erken başladım. Yani çalışma saatleri size kalmış biraz.

İkinci senemde bazı arkadaşlar her boş vakitlerinde laba giderken bazıları arada sırada uğradılar. Ama tabi bu sene sonundaki tez notlarını ve yazdıkları tezin kalitesini etkiledi. Çalışma koşullarına gelirsek de koşullar oldukça iyi. Maddi anlamda hiçbir kısıtlama yok diyebilirim. Master öğrencisi olarak benim şuna ihtiyacım var dediğimde istediğim şeyin siparişini verebiliyordum ve en geç bir hafta içinde elimde oluyordu.



Burs bulabildin mi? Burssuz yaşanır mı? Okuldan maaş ya da hocandan hibe alıyor musun?

Master öğrencilerine maaş ödenmiyor ama student job bulabilirsiniz. Bazı lablarda teknisyen gibi çalışıp saat başına ücret alınabiliyor ama master teziniz için harcadığınız saatler buna dahil değil. KU Leuven’de master yapabilmek için iki bursa başvurabilirsiniz (MasterMind ve Science@Leuven). Burssuz geçinmek için de ayda 800 euro civarı bir para yeterli olur diye düşünüyorum, tabi bir de her yıl ödenen registration fee var, bu biyoloji için yıllık 900 euro ama biomedical sciences için 6000 euro. Ben masterda burssuz okudum, şimdi doktoraya başladığım için maaş alıyorum. Doktora maaşları olarak Belçika kesinlikle Almanya, Fransa ve ABD’den daha iyi.



Vize sürecin hakkında bilgi verebilir misin? Bazen okulların ve bursların son başvuru tarihleri farklı oluyormuş. Ne kadar süre önce okula ve bursa başvurmalıyız?

Bence başvurmak istediğiniz okulların ve bursların bir listesini çıkarın, yanlarına istedikleri belgeleri yazın ve bir an evvel bu belgeleri toplamaya başlayın. Mesela iki farklı okul da referans mektubu istiyorsa ve siz bir kişiden referans mektubu isteyecekseniz iki kere ayrı ayrı sormaktansa bir kerede “hocam şu iki okula referans mektubu yollar mısınız” diyebilirsiniz. Çünkü hocalardan referans mektubu almak da bazen uzun bir süreç olabiliyor J Kabulünüzü zaten en geç haziran gibi alırsınız ve okullar eylülde açılıyor. Aradaki zaman da vizeye başvurmak için oldukça yeterli, bu konuda stres yapmaya hiç gerek yok J



Bunlar dışında eklemek istediğin bir şey var mı?

Evet var! J Yukarıda da bahsettiğim gibi Boğaziçi’nden yüksek bir ortalamayla mezun olmadım ve kendimi pek parlak bir öğrenci olarak da hissetmiyordum. Belçika’ya ilk geldiğimde aklımda hep Avrupalı öğrencilerin süper olduğu benimse onlara kıyasla hep daha kötü olacağım yanılgısı vardı. Sanırım bu yanılgının da etkisiyle lisansta ne kadar çalışmıyorsam tam tersi masterda ders çalışmaya başladım J Ve aslında Boğaziçi’nde aldığımız eğitimin Avrupa’daki okullardan eksiğinin değil fazlası olduğunu gördüm.

Boğaziçi’ndeki en büyük avantajımız donemde maksimum 40 öğrenci olmaktı. Bu bize hocalarla birebir iletişimde olabilmeyi ve derslerde bireysel olarak kendimizi daha çok ön plana çıkarabilmeyi sağladı. Burada ise biyoloji bölümü 120 kişilik ve hiçbir öğrencinin hocalarıyla bireysel bir iletişimi yok. Boğaziçi’nde bana katkı sağlayan en önemli şey ‘depertmantal elective’ yani bölüm seçmelisi olarak aldığımız derslerde okuduğumuz, tartıştığımız, eleştirdiğimiz ve sunduğumuz makaleler oldu. Lisans hayatim boyunca bu derslerden 3 tane aldım ve 6 tane 1’er saatlik makale sunumu yaptım ve buraya geldiğimde Belçika’daki öğrencilerin lisans hayatlarında en fazla birkaç tane 15 dakikalık sunumlar yaptığını öğrendim.

Buradaki öğrencilerin en eksik olduğu şey bir makaleye eleştirel yaklaşabilmek ve sunumlarda kendilerini açıklayabilmek ne yazık ki. Çünkü bizim kadar hocalarla birebir makale tartışabildikleri ve feedback alarak uzun uzun sunum yapabilecekleri fırsatları olmamış hiç. Şu an Boğaziçi’nde olup da bu blogu okuyan öğrencilere tavsiyem alabildikleri kadar çok sunum yapılan ve makale tartışılan dersler alsınlar ve o derslere gerçekten makaleleri okuyup gitsinler ve bol bol soru sorsunlar. Bence bundan sonraki akademik hayatınızda sizi asıl ön plana çıkaran şey eleştirel düşünebilmeniz ve kendinizi ifade edebilmeniz olacak.

Ve en önemlisi umutsuzluğa düşmeyin!! Bazen umutlu kalabilmek akademideki en zor şey olsa da günün sonunda kendisine güvenenler kazanıyor J



13 Ekim 2019 Pazar

CRISPR Hakkında 3 TED Talk - Biyolojik Konuşmalar #2

Biyoloji hakkında en iyi TED Talk'lar yazı dizimin CRISPR ayağına hoşgeldiniz! Burada CRISPR'ın ne olduğunu anlatan, bu sistemin hastalıklarda nasıl kullanıldığını anlatan ve tasarlanmış bebekler üzerine konuşan 3 tane konuşmadan bahsettim, iyi okumalar / dinlemeler!



CRISPR Hakkında Bilmeniz Gerekenler - Ellen Jorgensen

CRISPR gerçekten de söylendiği kadar kolay ve ucuz mu? CRISPR işini tam olarak nasıl yapıyor? Eğer CRISPR yapmak istiyorsanız ilk işiniz DNA'nın iki zincirinden de geçen bir kesik oluşturmak, böylece DNA’sına zarar gelince hücre kendini yenilemeye çalışacak. İşte biz burada devreye girip, hücreye istediğimiz yenilemeyi yaptırmaya çalışıyoruz. Burada bize yardımcı olan iki şey var: Cas9 protein, yani DNA'yı kesen şey ve guide (rehber) RNA, yani kesmek istediğimiz yer ile eşleşip Cas9'ın sadece orayı kesmesini sağlayan baz dizisi. Sonuç olarak bir hücrede Cas9 ve guide RNA kullanınca, elimizde DNA'sı ikiye ayrıldığı için panik halinde olan nurtopu gibi bir hücre oluyor.




Bu durumda hücrenin iki tane tamir mekanizması var: Birincisi, kopan DNA parçalarını alıp yan yana yapıştırmak ama bu sefer de kod bozulmuş, bir tane baz eksik kalmış olabiliyor. Bu bir geni susturmak için iyi bir yol olabilir tabi. İkinci yol ise genomu düzenlemek için daha kullanışlı. Hücre, DNA'nın hücredeki diğer kopyasından (anneden veya babadan gelen kopya) benzer bir parça alıyor ve tamir bu yedek parçaya göre yapılıyor. Eğer biz bu tamiri, iki ucu aynı ama ortası yani değişecek kısmı farklı olan bir DNA’ya göre yaparsak, tamir edilecek yere istediğimiz kodu ekleyebiliriz.




Peki CRISPR söylendiği kadar ucuz ve kolay bir yöntem mi? Deney için gerekli malzemelerin fiyatını 1000’den 100 dolara indirebilir ve haftalar sürecek bir deneyi birkaç günde tamamlayabilirsiniz, bu açıdan çok iyi. Ama bunu mutfakta yapacak haliniz yok, yine bir laba ihtiyacınız var. Bu işin bir de patent kısmı var, bir şey bulsanız bile lisansını almak için birsürü para ödemeniz gerekecek.

Kolaylık içinse şöyle sıkıntılar var: Bazı hücreler birinci onarım yolunu seçerken bazıları diğer yolu seçiyor ve hangi hücrenin hangi yolu seçeceği kesin değil. Yine bu sistemi organizmada uygulamak sıkıntı. Hücre bazında tutuyor ama bütün vücutta istediğiniz değişiklikleri yapmak her zaman kolay olmuyor, bir virüsün içine CRISPR koyup virüsü öyle vücuda vermeniz gerekli. Yine de CRISPR ile lösemiyi yenen bir çocuk var mı, evet var! Ama bu sefer de virüs tarafından enfekte edilmiş bir vücudunuz var. Başka bir problem, DNA'nın belli bir yerini değiştirip belli bir şey elde etmeyi (beşinci bacak gibi) nasıl yapacağımızı henüz bilmiyoruz. Yine de bu sistem çalışıldıkça iyi sonuçlar elde edilebileceğinden hepimiz eminiz.



DNA’yı Yeniden Yazarak Genetik Hastalıkları Tedavi Edebilir miyiz? - David Liu


Hücrelere yaşamları boyunca birsürü şey zarar verir, bazen hücrelerin kendileri bile. Hücrelerde en sık görülen hata olan nokta mutasyonlar, bazen hücrenin işleyişini bozabilir. Eğer bu mutasyon ailenizden geliyorsa, birçok hatta tüm hücreleriniz bu mutasyona sahip olacaktır ve genetik bir hastalığınız olabilir. Düşündüğünüzde, eğer yanlış olan tek bir harf düzeltilirse hastalık da düzelir ve Liu’nun labı bunu yapmayı, yani hastalığa sebep olan o tek harfi değiştirmeyi başardı.






Bakteriler virüsler tarafından enfekte edilebilir (virüs DNA’sını bakteriye verir ve orada kendi DNA’sını çoğaltmaya çalışır) ve bakteriler kendilerini bir şekilde savunmaya çalışırlar. Biz bugünlerde bu savunma sistemine CRISPR sistemi adını verdik. CRISPR’ın en önemli özelliği, keseceği DNA’yı bakteri ya da virüsünki olarak ayırt edebilmesi ve spesifik bir DNA dizisine yönelmesi. Hatta bu sistem virüs DNA’sını tanıyıp bir sonraki enfeksiyonda gelen viral DNA’yı kesmek için makas sistemini yönlendirebiliyor.

Altı yıl önce, bilim insanları tarafından viral DNA yerine bizim seçtiğimiz DNA’ların kesilmesi sağlandı, hatta genomumuzdakilerin bile. İstediğimiz sekans kesildiğinde oradaki genin fonksiyonu bozuluyor ama genetik hastalıklarda zaten değişmiş geni kesmek sorunu çözemiyor, bozuk olan yeri çıkarmak yerine doğru özelliği yeniden DNA’ya vermemiz gerekiyor. CRISPR ile ait olduğu yere doğru kodu koysak da, çoğu hücre tipinde hala bozuk özellik baskın geliyor. İşte bu yüzden Liu’nun labında base editorleri yani “baz düzenleyiciler”i geliştirdiler.




Bu sistem, CRISPR ile aynı tanıma özelliğini kullanıp hedef koda gidiyor ama kodu kesmek yerine yanlış bazı doğru baza çeviriyor. Ama bu durumda baz çiftlerinde uyumsuzluk çıkıyor. Bunu da, hiç ellemeyen (yani düzeltilenin karşısındaki), ama karşısındaki değiştiği için artık uyumsuz olan bazın olduğu zincirde küçük bir kesik yaratarak o zincirin, yenilenmiş ve düzeltilmiş eşine göre yeniden doğru şekilde üretilmesini sağlayarak yapmışlar. Bu sadece son 3 yılda yapılmış, mükemmel değil mi?




Baz düzenleyiciler binden fazla araştırmacıya dağıtılmış, yüzden fazla makalede yayınlanmış ve birçok organizmada denenmiş. İnsanlarda klinik araştırmada henüz kullanılmasa da, insanlarda hastalık yapan nokta mutasyonlar hayvanlarda düzeltilebilmiş! Bundan birkaç yıl sonra, nokta mutasyonların sebep olduğu hastalıkları düzelten ilaçları duyarsak hiç şaşırmam!

TED Talk'a buradan ulaşabilirsiniz.


Genetiği Tasarlanmış Bebek Konusunun Etik İkilimi - Paul Knoepfler


Genetiği değiştirilmiş bir arkadaşınız olduğunu düşünün. AIDS’e ya da birsürü otoimmün hastalığa karşı bağışıklığa sahip, sizden çok daha zeki ve aynı zamanda çok daha güzel de. Bu arkadaşınız hakkında ne düşünürsünüz? Sizin gibi "doğal"ların ve dizayn edilmiş insanların bir arada yaşadığı bir dünyada olmak ister misiniz? Çinli bilim insanları bu dünyayı yaratmak üzere, tasarlanmış embriyoları 4 yıl önce üretti bile ve bu, CRISPR ile yapıldı. Bu teknoloji sayesinde eskiden yıllar ve milyon dolarlar alan genetik değişimler şimdi birkaç günde ve çok daha ucuza yapılıyor. Bunun nelere kapı araladığını bir düşünün.

Kaynak : Kurzgesagt – In a Nutshell

Dizayn edilmiş embriyolar kapıyı açtı evet, ve şimdi birileri kapıyı açıp dizayn bebekler yapacak. Bu faydalı bir şey, neden sorun olsun ki? CRISPR o kadar yeni ki insanları daha sağlıklı yapmaya çalışırken yanlışlıkla daha hasta yapabiliriz. Ya da bebeklerin dizaynı sırasında bir şeyler ters giderse bütün CRISPR araştırmaları tehlikeye girer.

Ama işin şu yanı da var, insanlar daha sağlıklı olur ve devlet sağlığa daha az para yatırırsa devletler insanları genetik değişikliğe zorlayabilir. Eğer biz tasarlanmış bebeklere sahip olursak, onların çocukları da dizayn edilmiş olacak, çünkü dizayn edilmiş DNA kalıtımsal olarak diğer nesle geçecek ve bu işin nereye gideceği belli olmayacak.

TED Talk'a buradan ulaşabilirsiniz. Bu konuşma 2015 tarihli, tasarlanmış bebeklerin 2018'de Çin'de dünyaya geldiği düşünülüyor. Bununla ilgili habere de buradan ulaşabilirsiniz.


2 Ekim 2019 Çarşamba

Yurt Dışında Yüksek Lisans: Bonn Üniversitesi


"Yurt dışında yüksek lisans/doktora" yazı dizimin ilk yazısına hoş geldiniz! Programımızın bu haftaki konuğu İrem Erkoşan :)


Şu an hangi okulda ve bölümde yüksek lisans yapıyorsun? Programının linkini paylaşabilir misin?

Merhaba, Bonn Üniversitesi’nde Biyokimya bölümünde master yapıyorum. Bölüm LIMES Enstitüsü’nün altında yer almakta. Bölümün programına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


Onun dışında master projemi DZNE enstitüsünde Dr. Dan Ehninger`in labında gerçekleştirmekteyim. DZNE ve Max Plank Enstitüleri Almanya’daki en iyi kurumlar. İlgili arkadaşlar için aşağıya DZNE´nin linkini de bırakıyorum.





Neden yurt dışına gittin? Türkiye’de istediğin konuyu çalışan biri olsaydı kalır mıydın? Bildiğin kadarıyla yurt dışı ve Türkiye’deki yüksek lisans eğitimlerini karşılaştırabilir misin?

Ben her bireyi dünya vatandaşı olarak görmekteyim. Tüm ömrümü sadece Türkiye´de geçirmek gibi bir planım asla olmadı. Çok kötü bir üniversite bile olsa illa ki yurt dışına gidip, oradaki yaşamı deneyimlemek istedim. Ama belirtmem lazım ki Türkiye’deki eğitim seviyesi Bonn Üniversitesi’nden hiç de farklı değil. Özellikle Boğaziçi PI kadrosunun çoğu üniversitede cinsiyet ayrımı yapılmadan seçiliyor olması oldukça sevindirici. Örneğin Almanya´da en meşhur üniversitelerde bile hocaların çoğunluğu erkek. 

Master eğitimi Türkiye’deki devlet üniversitelerinde olduğu gibi Almanya´da da ücretsiz. Lakin yurt dışında okurken alabileceğiniz bir sürü burs imkânı da bulunmakta. Laboratuvar açısından 7 farklı labda çalıştım ve hepsinin genel olarak aynı standartlara sahip olduğunu söyleyebilirim. Sadece üniversitelerdeki genel bütçe ve labların kalitesi enstitülere göre çok daha düşük oluyor, akılda bulundurulması gereken bir durum. Ben bu yüzden enstitüde tez projemi yapmayı tercih ettim.



Yüksek lisans yaptığın okulu neye göre seçtin? Şehir/ülke seçerek mi ilerledin yoksa okulun ünü veya eğitimi iyi olduğu için direk okul mu seçtin? Okulları ve programları bulmak için hangi web sitelerini kullandın?

Başvurularımı yaparken dünya çapındaki sıralamalara baktım. Sadece ilk 200’deki ve bursla eğitim alabileceğim Avrupa’daki okullara başvurdum. İsviçre ve Almanya´daki burs olanakları daha fazla olduğundan başvurularım bu ülkelere yoğunlaşmıştı. Yaklaşık 10 okula ve 5 bursa başvuru yaptım. Sonuçta elimde iki okuldan kabul vardı: Bonn ve Cenevre. İsviçre’de sunulan burs yasam şartlarını karşılamama yetmeyeceği için Bonn Üniversitesi’nde DAAD/TEV bursu ile okuma kararı aldım.

Okul sıralamalarını iki ayrı listeden kontrol ettim, linklerini aşağıda bulabilirsiniz:





Okula genel bir başvuru yapıp okuldan mı kabul aldın yoksa önce hocayla anlaşıp hoca mı senin okula alınmanı istedi?

Okulların hepsine genel başvuru yaptım, başvuru tarihleri okuldan okula farklılık gösteriyor. Heidelberg gibi başarılı okullar başvuru sürecini ocak ayında bitiriyor. O yüzden dikkatli olmak lazım. Örneğin 2020 eylülde yüksek lisansa başlamak isteyen bir öğrenci, 2020 ocaktan itibaren başvurulara başlamalı.



Lisanstaki araştırmalarınla aynı konuda mı yüksek lisans yapıyorsun? Değilse kabul almaktaki motivasyonun neydi, nasıl ikna ettin?


Moleküler biyoloji ve genetikten mezun birisi olarak Biyokimya bölümünden kabul almak hiç de zor olmadı. Bir tek Frei Universitat Berlin aldığınız dersler programımızla örtüşmemektedir diyerek benim başvurumu reddetmişti.



Başvurudaki en önemli şey sence ne? Referans mektupları mı, motivasyon mektubu mu, not ortalaması mı, yoksa tecrübe mi?

En önemlisi çalıştığın lablar, staj deneyimlerin ardından referans mektupların. Not ortalaması ve mezun olduğun okul sadece rekabetin yüksek olduğu başvurularda önem sarf ediyor.



Sence “iyi” bir CV’de aradıkları şeyler neler? Ders dışı aktiviteler, kulüpler vb ne kadar etkili?

Ders dışı aktivite ve kulüpler master eğitiminde maalesef ki bir önem teşkil etmiyor. Çoğunlukla CV´nizdeki, yer aldığınız projelerin içeriği en mühim kısmı. Bu noktada, ders dışı aktivitelerin burs başvurularında çok önemli olduğunu belirtmek lazım.



Lisans hayatında yaptığın stajlardan bahseder misin? Sana katkısı, etkisi neler oldu? Hem araştırma anlamında hem iş disiplini için neler öğrendin?

İlk stajımı Uludağ Üniversitesi’nde tıp fakültesinde yapmıştım. Tıbbi genetik ve tıbbi biyoloji departmanlarında labda çalıştım. Bu deneyimim CV´mde pek önem teşkil etmese de hastanelerde biyologların nasıl teknisyen gibi çalıştıklarını ve oldukça ilkel ekipmanlara sahip olduklarını gördüm. Biraz üzücüydü. Ardından kariyerimdeki en önemli adım Cambridge Üniversitesi’nde Dr. Marc De la Roche’un yanında Erasmus+ stajı yaptım. Oldukça heyecan verici bir çalışmaydı ve buradan aldığım referans şu an Bonn´da olmamın sebebi. 

Boğaziçi Üniversitesi’nde Dr. Necla İyison’un labında 1 sene boyunca çalıştım, pratik anlamda kendimi geliştirmemi sağlayan bu deneyim sayesinde akademik çevrenin esas problemlerini öğrenme fırsatı buldum. Ardından yaptığım stajlar sırasıyla LIMES, Max Plank ve DZNE´de idi. Öğrendiğim en önemli kısım, projene başlamadan önce en az 1 boyunca en yeni makaleleri ve en popüler eski makaleleri okumak notlar almak gerektiğiydi. Çoğu zaman karşınıza asla beklemediğiniz problemler çıkıyor ve yanıt her zaman basit olmuyor. Okuduğunuz makalelerden yola çıkarak biraz yaratıcılığınızı kullanmanız gerekebiliyor J



Sence seni neden kabul ettiler? Tek bir sebep söyleyecek olsan ne derdin?

Muhtemelen referanslarım.



Başvuru sürecinde ya da lisansta pişman olduğun bir şey var mı, şunu yapsaydım ya da yapmasaydım dediğin?

Eylül ayında başlayacak okul için, haziran ayında yurt başvurularına başlardım (Okula henüz kabul almamış olsam dahi)!!!



Yüksek lisans öğrencisinin hayatı nasıl geçiyor? Çalışma saatleri, koşulları, maddi durumlar nasıl?


Programdan programa değişiyor, benimkisi oldukça rahattı bol bol gezme fırsatım oldu. Almanya’da okullar ücretsiz, sadece dönem başı ödenmesi gereken 300 euro gibi bir ücret var, bu sayede eyalet içerisindeki tüm ulaşım araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsun. Dolayısıyla ödemen üniversiteye değil daha çok belediyeye oluyor. Yurt çıkması durumunda sadece 250-350 euroya yurtlarda kalıyorsunuz. Ama Münih ve Berlin’de ev bulmanın çok zor olduğunu ve kiraların çok yüksek olduğunu göz önünde bulundurun lütfen. Bu sebeple sıkıntı çeken bir sürü arkadaşım oldu.



Burs bulabildin mi? Burssuz yaşanır mı? Okuldan maaş ya da hocandan hibe alıyor musun?

TEV/DAAD bursu ile okumaktayım. Aylık 850 euro şu an için. Okuldan maaş almıyorum, ama paramı biriktirme lüksüne sahibim J





Eğer girdiysen GRE ve TOEFL hakkında önerin var mı?

Ben IELTS sınavına girmiştim, 2 ay boyunca haftada en az iki kez aynı sınavı kendime uyguladım. Saatler sürse de oldukça yardımcı oldu. Örnek sınavları internette bulmak mümkün. Kendime illa kullanmam gereken kalıpların listesini hazırlamıştım. Cümleyi toparlamama yardımcı olabilecek kelimeleri ezberlemiştim ve biraz da kelime dağarcığımı genişletmiştim. EN önemlisi !!! Dil sınavı için başvurularınızı çok gece kalmadan yapın, sınav tarihi başvuru sonucu, belgenizin size ulaşması derken bayağı vakit kaybediyorsunuz!



Yüksek lisanstan sonra planın ne? İş hayatı mı düşünüyorsun, bulunduğun yerde ne gibi iş imkanları var, yoksa doktoraya mı devam edeceksin?

Kendimi aynı soruları sık sık sorduğum bir dönemdeyim, şu an iş hayatına kendimi daha yakın hissediyorum. Doktora için yeteri kadar hevesim kalmadı sanırım, şu ana kadarki tercihlerimden asla pişman değilim, oldukça eğlenceli bir lisans ve yüksek lisans donemi geçirdim. Sadece bilim insanı olmak için gereken karakteristik özelliklerin bende olmadığını fark ettim, örneğin eskisi kadar makale okumuyorum ve ilgim azaldı. İş imkanları oldukça çeşitli bu konuda en küçük bir limit ve sınırlama olmadığı için bilgi veremeyeceğim, tamamen kendinizi ne kadar geliştirdiğinizle ve sosyal becerilerinizle alakalı.



Vize sürecin hakkında bilgi verebilir misin? Bazen okulların ve bursların son başvuru tarihleri farklı oluyormuş. Ne kadar süre önce okula ve bursa başvurmalıyız?

Benim vize işlemlerimi DAAD halletmişti, o yüzden bu konuda yardımcı olamayacağım. Ama sanırım bir başvuru sıralaması yapacak olursam şöyle olurdu:

1- ocak-ağustos arası: okullara başvuru
2- mart: dil sınavı
3- mayıs: yurt başvurusu
4- haziran: vize başvurusu
5- eylül: okula başlangıç! :)



Bunlar dışında eklemek istediğin bir şey var mı?

Tabi ki genetiğe meraklı öğrencilere yardımcı olduğu için, bu kadar bilgiyi bir arada toplayıp ilgili herkesle paylaştığı için Cemre’ye teşekkür etmek istiyorum. Bizim bölümle ilgili oldukça gerçek dayanağı olmayan spekülasyon dolaşmakta, o yüzden buradaki bilgilerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

DAAD bursunun avantajları saymakla bitmez, illaki bir inceleyin derim. Hayatımda sahip olduğum en önemli şans DAAD bursiyeri olmaktı.


Başka sorusu olanlar varsa irem.erkosan@gmail.com adresinden bana ulaşabilirler.