26 Nisan 2019 Cuma

Boğaziçi'nde 5 Yılım Nasıl Geçti?

Bu yazıyı mezun olduğum hafta paylaşıyor olacağım ve size Boğaziçi Üniversitesi'nde 4 buçuk yılımın nasıl geçtiğini anlatmaya çalışacağım. Biraz CV özeti, biraz aldığım dersler ve notlarım hakkında, biraz stajlarım ve biraz da yaşadığım mutluluk ve üzüntüleri anlatan bir yazı olacak diye düşünüyorum. Uzun olabilir, şimdiden uyarayım :)



Kilyos macerası


Boğaziçi'ne 2014 yılında girdim ve şehir dışından gelenlerin hazırlığı okudukları Kilyos'ta İngilizce eğitimi almaya başladım. Sınavdan çıkan ve büyük şehre gelen çoğu kişinin hayali dışarıda istediği saate kadar gezmek, canı istediğinde önceden yapamadığı aktiviteleri hemen yapabilmektir diye düşünüyorum, sizin öyle değilse bile en azından benim için böyleydi. Ama Kilyos şehre o kadar uzak bir yerde ki, Bebek'teki Güney Kampüs'e giden tek bir otobüs var ve aşağı yukarı 2 saatte bir, üstüne üstlük korkunç bir yoldan minimum 1 saatte gidiyor. Bir de ben oradayken 3. köprü çalışmaları vardı ve en ufak bir yağmurda otobüs inşaat çamuruna saplandığı için sürekli seferler iptal oluyordu. 

Bazen de iptal için hiçbir sebep yokken ve gece 11'de son otobüs için Güney'de beklerken otobüs gelmiyordu ve okul insanları bir şekilde Kilyos'a götürmeye çalışıyordu. Böyle olunca 11'deki otobüs için 9-10 gibi olduğunuz yerden -bazen de gelmeyecek otobüs için boşu boşuna- kalkmış oluyordunuz ve bu benim hayal ettiğim şey kesinlikle değildi. Spontane yaşayamıyor, canınızın istediğini o an yapamıyorsunuz. 1 gibi çıktığınız kampüsten, istediğiniz yere varmanız minimum 3-4'ü buluyor, zaten bir şey yapana kadar gün bitmiş oluyordu. Sonra bir de bunun geri dönüşü var.

Okulun önündeki sahil

Benim hayal ettiğim "sınav sonrası rahat hazırlık senesi" kesinlikle bu değildi. Üstüne üstlük lisede de hazırlık okuduğum için okulda sadece İngilizce eğitim almak beni fazlasıyla sıkıyordu, çünkü çok fazla bir şey öğrenmiyordum. Zaten en üst kurdaydım ve sürekli okuma ve yazma çalışmaları yapıyorduk. Böyle olunca, bir de Kilyos'ta hava zaten sürekli yağmurlu olduğu için modum da çok düşüyordu, ocakta sınava girip hazırlığı atladım ve şubatta irregular olarak bölüme başladım.


Koçum sen Cemre'sin, yaparsın dedim, olmadı


Lise son sınıf boyunca hayalim "Boğaziçi Moleküler Biyoloji ve Genetik'te okurken Almanca öğrenmek"ti (vov vizyon). Bu yüzden ders programımı hazırlarken hemen Almanca dersi de aldım, ama kolay olsun, beleş not alayım diye ilk seviye olan 101'den başladım -büyük hata-. Neden büyük hata, zaten lisede buradaki 3 kuru atlayacak kadar Almanca öğrenmişim, ben gittim "ich bin Cemre" diye sınav oluyorum. Al işte hazırlığın aynı Almancası, burada da sıkıldım. Bir de üstüne ders haftada 6 saat olduğu için, normal derslerim yeterince ağır değilmiş gibi, bana nefes alacak, Güney'de yayılacak vakit kalmıyordu.


Cuma öğleden sonranın da dolu olduğunu düşünün, daha birinci sınıftan

O zamanlar matematik, fizik, fizik labı, kimya, kimya labı, biyoloji, biyoloji labı, İngilizce ve Almanca dersi almıştım. 8 ders için toplam 9 finalim vardı ve bunun aslında ne kadar zor ve ağır bir şey olduğunu sonradan anladım. Sürekli sınavım ve dersim olduğu için arkadaşlarımla görüşemedim, hatta yetişemediğim için matematiği direk F'leyip yaz okulunda aldım. İngilizce'yi çok kötü bir hocadan aldım ve hala utandığım bir not aldım. Kimya'da ilk sınavımda sınıfta 6.yken "nasılsa iyiyim" diye saldım ve aynı utanç verici notu gördüm, sonra genel durumuma bir baktım deli gibi çalışmışım ama benim notlarım bir düşük, bir kötü. Sen depresyona gir, "neden böyle, benim hayalim böyle değildi, iyi olacaktım, altından kalkamıyorum, bırakıyorum" diye 3 Idiots'taki çocuk gibi "I QUIT" diye ağla.

Yaz okulunu bir şekilde güzel geçirdim ama okul açıldığında yine adapte olamadım. Derse oturup çalışamıyorum, kitabı okumaya başladığım an hüngür hüngür ağlıyorum ama sürekli "neden ağladığımı bilmiyorum ama bunu istemiyorum" diye sızlanıyordum. Daha sonra anladım ki bunun sebebi irregular olduğum için dönem arkadaşlarımla kaynaşamamak ve kendimden beklentimin çok çok altında bir performansım olmasıydı. Yaz okulu akşamları herkes Güney'de takılırken ben odada oturuyordum çünkü arkadaşım yoktu. "Çok yalnızım", "en azından erkek arkadaşımla aynı okulda olurum" diye düşünüp Koç Psikoloji için tekrar YGS'ye girdim. Gayet iyi bir puan aldım ama LYS zamanı İtalya'ya gitmeyi tercih ettiğim için (ay bu da bi manyak hem ağlıyor hem sınava girmiyor demeyin lütfen, psikolojim iyi değil işte napiyim) okul değiştiremedim ve mecbur Boğaziçi'nde kaldım.

1. sınıf kimya labı ilk gün :)

Mükemmel asistanlarla çalıştım


Tam bu depresyonda olduğum kış dönemi başka bir üniversitede staj yapıyordum. Daha 1. sınıfım, hiç tecrübem ve bilgim yok, bu yüzden yavaş yavaş hatalar yaparak öğrenmeye çalışıyorum ama yanında çalıştığım kişi kesinlikle beni hiç sevmiyordu ve hata yaptığım için bana çok surat asıyordu. Kendimi labda mutlu hissetmiyordum, her seferinde ayaklarım geri geri giderek 1 buçuk saat yol yapıp laba gidiyordum ve beraber çalıştığım kız o gün deney yapmayıp boş oturmaya karar verdiyse bunu bana bildirme gereği duymuyordu. "Cemre ben bugün deney yapmayacağım, istersen gidebilirsin" deyip bilgisayara gömülüyordu. O zaman bana haber versene ablacım ben kaç saat yol yapmam, bir de sinirim bozulmaz.

Yaz tatilinden sonra okul açıldı ve ben bu arada başka bir labda staja başladım. Bu sefer beraber çalıştığım kişi öğretmeyi bence pek sevmiyordu. Ben ilk defa yalnız deney yaparken, karışmasa da "evet, doğru gidiyorsun" diyecek biri olsun istiyorum; çünkü ilk defa yapıyorum ve öğrenmeye çalışıyorum. Bir deney protokolü takip ederek yapıyorum ama takıldım diyelim, nasıl yapacağımı sorduğumda "kağıtta yazıyor, bak, oku ve yap" diyordu ve kenarda oturup telefonuyla oynuyordu. Sağol, gerçekten bu kadar kolay mıydı, iyi ki bu tavsiyeyi verdin.

Daha sonra bahar döneminde psikoloji bölümünden bir laba katıldım ama bu labda çok fazla deney yapılmıyordu. Her hafta toplantı oluyordu ve toplantılara belli makaleleri okuyup gelip onları tartışıyorduk. Başta iyiydi, bir şeyler öğrendim ama daha sonra moleküler biyoloji alanında kendimi geliştirmenin daha yararlı olduğuna karar verip vakit kaybetmemek adına stajımı bıraktım.

Staj yaptığım labların birinden

Devir toparlanma devri


Bu sene boyunca depresyondan biraz çıkmıştım çünkü yazın gittiğim İtalya tatili bana çok iyi gelmişti, bu yüzden yıl içinde doğru düzgün çalışabildim ve notlarımı bayağı yükselttim, 3.5 üstünde dönemlik ortalama yaptım. Bunun için çalışma stilimi değiştirdim, notlarımı nasıl yükselttiğimle ilgili yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Yaz tatili geldiğinde nedense staj yapmak istemedim, dedim ben bu yaz gezicem. Bana mükemmel anılar ve çok iyi arkadaşlar katan Çin ve Avrupa gezilerimi yaptım. İyice depresyondan çıktığımı hissediyordum. Hem okuldan hem birsürü farklı yerden yeni insanlarla tanıştım, çok farklı kültürler tanıdım, notlarım kendine geldi, kısacası olmasını istediğim hayatı bir şekilde kurdum kendime.

Okul açıldı, nedense o dönem de staj yapmak istemedim. Onun yerine yazın yapacağım staj için yer ayarlamakla uğraştım ve sadece derslerime odaklanmanın yeterli olacağını düşündüm, ama artık 4. sınıf olmak üzereydim ve lab tecrübemin iyice artması gerekiyordu. Çünkü masterda tek başıma çalışacaktım ve yapacağım deneylere, hangi metodu kullanacağıma kendim karar verecektim. Ama yine de staj yapmadım, neden bilmiyorum. Bu bir hataydı, bu dönem bir labda staj yapabilirdim.

2. sınıf organik kimya labında sabun yaparken

Lale devri


Ocak ayındaki tatilimde masterlarla ilgili artık o yıl mezun olacak arkadaşlarımla konuşuyordum, çünkü onlar çoktan başvurularını yapıp kabullerini almışlardı, ve bana dedikleri tek şey "erken davran ve tecrübe kazan" oluyordu. Kimle konuşursam konuşayım, mutlaka lab deneyimi kazanmayı son sınıfa bırakmamam gerektiğini söylüyordu çünkü başvurular genelde 4.sınıf ilk dönem (ekim-kasım gibi) oluyor ve 2 aylık tecrübesi olan birine kimse güvenip başvuru için referans vermeyebilir. Ve benim de o güne kadar yaptığım stajlar moleküler biyoloji açısından çok da verimli geçmemişti. Tamam yazın staj yapacaktım, ama yine de düzgün yapılmış tek bir staj yeterli olacak mıydı?

Bir arkadaşım "okuldan proje dersi alacaksan bu dönem (başvuru yapmadan önceki dönem) almanı öneririm, başvurularında bir projeni tamamlamış olarak görün" deyince, bahar döneminde lab projemi yapmaya başladım. Ve açık açık, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, moleküler biyoloji hakkında bir şeyler öğrendiysem bu labdaki çalışmam sayesinde olmuştur. Bana çok şey kattı, deney yürütme açısından zihnimde birsürü şey oluştu, aslında işin ne kadar zor ve tamamiyle bireysel olduğunu gördüm. Bu projemin yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Projemi sunuyorum

Sadece 2 final ile yorgunluktan hasta oldum


Bu dönemin final döneminde hayatımda hiç olmadığım kadar sıkıştım, üstüne üstlük sadece 2 finalim vardı. Yani Cemre, sen 9 final atlatmış insansın, yaparsın dedim ama yemedi. Çünkü bütün boşluklarımda proje yetiştirmeye çalıştım ve finallere bölük pörçük çalışabildim. Bu konuda bir yorum yapmak istiyorum, artık 7. dönemde alacağınız AA ya da BA inanın ortalamanıza hiç etki etmiyor. Ama projenizden alacağınız AA'dansa BA transkriptinizde göze batabilir ve labda öğrendiğiniz şeyler, harcadığınız emek ve oradan alacağınız referans size masterda çok daha fazla avantaj sağlayabilir diye düşünüyorum. Bu yüzden finalleri biraz saldım. Ne oldu, biyokimyadan AA değil BA aldım ama onun yerine labda tek başıma deney yapmaya alıştım. Hangisi daha iyi siz karar verin.

Benim sınav takvimim şu şekildeydi, ilk hafta çarşamba ve cumartesi finalim vardı, ikinci hafta pazartesi proje final sunumumun provası vardı ve perşembe de asıl sunum vardı. Üstüne üstlük cumartesi sabah da staj için Almanya'ya uçuşum vardı. Tabi ki vücudum buna dayanamadı ve faranjit oldum. Bu sırada yurdu boşaltıp staja götürmeyeceğim eşyalarımı eve bırakmam ve her şeyi geçtim, ailemle vakit geçirmem gerekiyordu.

Ben ne yaptım, gecenin köründe kütüphanede başkalarının tezlerinden sunumuma veri hazırladım, koşa koşa bavul toplayıp 55 lira taksi parası verip İDO'ya yetişip 2 günlük de olsa eve gitmeyi başardım. Son zamanlarda "çok yoruldum artık" diye her gün ağlasam da, çok uğraştım ve umarım emeğimi alabilirim (bilimsel donanım açısından almış hissediyorum).

Staj yaptığım yeri ilk görüşüm

Gavur ellerde 3 ay


Bu yorgunluğun üstüne tek istediğim artık staja gidebilmekti, çünkü hem tek kişilik evde kalıp yurdun gürültüsünden uzaklaşacaktım, hem lab-ders ikileminden kurtulup kendimi sadece laba verecektim, hem istediğimde gezebilecek hem de istediğim kadar dinlenme fırsatım olacaktı - ama pek öyle olmadı. Ben çalışmaktan şikayet eden bir insan değilim, işe erken gelip tüm gün deney yapabilirim, bunu sevmeseydim zaten bu bölüme gelmezdim.

Derdim şuydu, gittiğim lab o dönemde deney yapmak yerine dataları analiz edip veri toparlıyordu. Tabi ki deney de yapıyorlardı ama benim her gün yapabileceğim aktif bir şey olmuyordu. Bazen tüm gün boş oturuyordum, bazen de hafta sonları bile gelip çalışıyordum. Böyle dengesiz bir program olunca ben tabi ki gezemedim, sadece günübirlik dibimdeki Berlin'e ve 1 hafta sonu için Prag'a gittim. Yani hem düzgün bir proje yapamadım, hem de gezemedim (gözler yaşlı). O yüzden çok da istediğim gibi bir staj geçirdiğimi söyleyemeyeceğim. Zaten sırtım çılgınlar gibi ağrıyordu, hayatımın en mutlu dönemi olmadı malesef.

Almanya'da çalıştığım yerlerden biri

Bu dönem son


Okul açıldı ve ben kalan bütün dersleri alıp ocakta mezun olabiliyorum!! (parti emojisi) Ben bir duygusallaştım anlatamam. Zaten bu sene Güney Kampüs'te kaldım, sürekli güney meydandan geçiyorum, banyoda dişimi fırçalarken Boğaz'ı izliyorum falan mutluyum ama "3 ay sonra bu günleri çok ararsın" diye fıt fıt gezmeyi de ihmal etmiyorum. Zaten artık az dersim kalmış ve hepsinden C alsam bile ortalamam çok etkilenmeyecek, ben son dönemimin hakkını vermeye çalışırken pat diye sırtımdaki tümör patlak verdi, ben kasım başından ocak ortasına kadar okula devam edemedim.

Her hafta test için eve gittim geldim, Bursa'ya doktora gittim, ameliyat olup hastanede kaldım ve en son da 1 aylık rapor aldım derken dönem bitiverdi bile. Ee hani ben "yarın İstanbul'da olmayacakmış gibi" geziyordum? Gerçekten de olamadım, ama bu olamama beklediğimden erken oldu :) Hocalarım sınavlar ve dersler konusunda hiç zorluk çıkarmadılar, mazeret sınavlarına girdim (3 günde 5 sınava girdim biraz beynim error verdi) ama olsun. Bu arada da kontrollerim için testlere girmeye devam ettim tabi (hala ediyorum). Benim için çok değişik, hızlı ve okuldan uzak bir dönem oldu. Son dönemim böyle olsun istemezdim ama napalım, sağlık olsun :)


"Boğaziçi'nde okuyup kedi fobim var ne demek Cemre?"


Tabi bu arada bir de master başvurularımı yapmaya çalıştım, çoğunu yetiştiremedim. Önümüzdeki sene biraz dinlenme ve tekrar başvuru süreci ile geçecek anlaşılan :)

Zor muydu; evet çok zordu bence gerek dersler gerek tek başına ayakta kalıp yeni bir ortama ayak uydurma çabası. Ama çok da güzeldi. Bir daha olsa okur muyum, evet yine aynı bölümü okurum ama okul konusunda kafamda soru işaretleri var.  Neyse ki 4,5 yılı sağ salim atlattım, okul işi bitti, Boğaziçi bile bitti :) 

21 Nisan 2019 Pazar

2019'dan Tek Beklentim: SAĞLIK #2

Bu yazıyı her şey bitene kadar yazmayacaktım ama hem biraz iç dökme yazısı gibi olsun hem de gündemim şu an bununla dolu olduğu için sizlerle paylaşayım istedim. Malum Ekim ayından beri saçma sapan sağlık sorunları ile uğraşıyorum ve Aralık'ta olduğum ameliyatla her şey düzeldi sanmıştım, oh oh artık iyiyim diye ortalıkta dolaşıyordum ki - hiç de öyle olmadı :) Ameliyat sonrası ne kadar sevindiğimi buradan okuyabilirsiniz. Şimdi o yazının kaldığı yerden anlatmaya başlıyorum.


Belirlene(meye)n tümör tanısı


Aralık ayı boyunca her şey mükemmeldi, yılbaşından sonra bana Uludağ'daki asistanlardan biri yazdı, "Cemre tümörünün patoloji raporu çıkmış ama tanı koyamamışlar, sen gel örneklerini al bir de Cerrahpaşa'ya götür, orada da baksınlar" diye. Haydaa, alt tarafı bakıp nasıl bir tümör olduğunu yazacaklar, neden anlayamadı koca üniversite? Bir gariplik olacağı buradan belliydi zaten.

Kalktım ertesi gün Bursa'ya gittim, nasılsa sadece örneklerimi alıp geleceğim ya tek başıma gittim. Patoloji bölümüne "böyle böyle ben örneklerimi alacaktım" dedim ama meğer öyle elini kolunu sallaya sallaya alamıyormuşsun, doktorun yazı yazıp "örnekleri verin" demesi gerekiyormuş. Örnekleri alamadım ama patoloji raporunu verdiler, ben de o yazıyı almak için Göğüs Cerrahisi'ne doğru gidiyorum. Nasılsa tanı yok ya bakmadım rapora ne yazıyor diye, anca kliniğin kapısında doktorun yanına gitmeden bir de baktım ki koca koca harflerle MALİGN OSTEOSARKOMA yazıyor. Bir an durdum yerimde, ben okulda kaç tane kanser dersi aldım, malign ne, sarkoma ne biliyorum ve dedim ki "KANSER OLMUŞUM??!!"

Klinikte bana yazan asistanı buldum ve "tanı yok demiştiniz ama burada sarkoma yazıyo" dedim, "allah allah bu rapor yeni galiba böyle bir şey yoktu" dedi. "Ama hepsini aldınız dimi, kalmadı dimi içimde bir şey" falan dediğimi hatırlıyorum, sonra bana patoloji için yazıyı yazdı ve polikliniğe hasta bakmaya gitti. Ben çıktım klinikten ama ne yapacağımı bilmiyorum, tek başıma kaldım öyle hastanenin ortasında elim ayağım tutmuyor. Gittim bir kafeye oturdum, öyle rapora bakıyorum. Bir arkadaşımı aradım, dedim ben kanser olmuşum :D Kız şok tabi.

Hastanede tomografi saatimi beklerken

Sonra bari beni asıl ameliyat eden cerrahı görürüm diye polikliniğin kapısında bekliyim dedim çünkü normal gidip görmem mümkün değil ana baba günü - ve gerçekten de odadan çıkınca yakaladım. "Patoloji rapo-" dememe kalmadan adam direk "Cemre hemen asistanların yanına git, seni hastaneye yatırıp tomografi çektirecekler, biz ameliyatı bu sonucu düşünüp yapmadık hemen kontrol etmemiz lazım" dedi, o asistan kendisine haber vermiş zaten. Ben o gün hastane yattım -hatta odam ameliyat zamanı kaldığım aynı odaydı- tek başıma tomografi çektirdim ve eve döndüm... 


Kanser is loading


Birkaç gün sonra aynı asistan bana tekrar yazdı, "Cemrecim hocalar acilen PET çektirmeni istiyor" diye. Haydaa, PET'in de ne olduğunu biliyorum, vücudunda metabolizma artışı olan yerler yani tümör var mı diye bakıyorlar. "Tomografide bişey gördünüz dimi" diyorum, "yok yok" diyorlar ama böyle yavaş yavaş hissediyorum kanser is loading. Bu sırada ben finallere girmek için İstanbul'a dönmüştüm, bana PET için yazdıklarında salıydı ve benim salı-çarşamba-perşembe finallerim vardı yani cuma okulum bitiyordu (MEZUN OLUYORDUM) ve ben cuma günü PET çekimine gittim inanır mısınız? Ben de isterdim güzel güzel perşembe akşamı partiliyim eğleneyim ama onun yerine çekim için ilaçlı sıvı içmekle meşguldum.

Mezuniyet kutlamam :D

Dört gün sonra PET sonucumu öğrendim ve içimde eskisi kadar büyük olmasalar da sonuçta "var" olan yepyeni tümörler var. Şimdi dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum, ben ilk düşüp acile kaldırıldığımda da tek başımaydım, MR sonucumu alıp kitlem olduğunu öğrendiğimde de, kanser olduğumu öğrendiğimde de ve içimde yeni tümörler olduğunu öğrendiğimde de. Ve şaşırtıcı biçimde bunların hiçbirinde ağlamadım, ya şoktan bilmiyorum ya da fazla soğukkanlıyım. Bir şekilde ben bunların hepsine dayandım ve o andan itibaren aklımda sadece şu vardı: "olan oldu evet böyle bir gerçek var, ama bundan sonra üzülüp de kanser hücrelerimi daha çok besleyemem"


Bir garip tedavi: Kemoterapi


Daha sonra cerrahımın beraber çalışıp önerdiği yine Uludağ'dan onkolog Türkkan Bey ile görüştük, zaten Cengiz Bey kendisine benden bahsetmiş, durumdan haberi vardı. Bu arada biz Cerrahpaşa'ya patolojileri vermiştik ve yine aynı sonuç çıktı, oradan da teyit gelince hemen tedaviye başlandı. Önce kemoterapi aldım, sonra tekrar ameliyat olmam gerekiyordu çünkü tümörler kemik olduğu için ilaçla küçülmesini pek beklemiyorlardı, daha sonra nüksetmesin diye kemoterapi verdiler. Tedavim üç kürdü ve her kür peşpeşe 3 günden oluşuyordu. Ben üç gün peşpeşe ilaç alıyordum, sonra üç hafta dinlenme (bu bir kür), sonra tekrar üç gün ilaç ve üç hafta boşluk (ikinci kür) ve artık son üç gün ilaç şeklinde oldu.

Kemoterapi aldığım ilk gün

Kemoterapi alınan salon bence çok garip bir yer. Hemşireler çok tatlı, salon baya ferah çiçekler falan var, hiç iç sıkıcı bir yer değil ama hastaları gözlemlemek benim çok ilgimi çekmişti. Bazıları çok depresif ve bunu kesinlikle anlayabiliyorum, benim tedavim çok uzun değildi ama annem benim yaşımda bir kızla tanışmış ve tedavisi tam 40 kürmüş mesala, bu süre boyunca sürekli umutlu/pozitif kalmak bence imkansız. Bazılarının umrunda değil horlaya horlaya uyuyorlar ki ne yapsın insancıklar bazen 6-7 saat ilaç aldığımız oluyordu, bazıları ise hasta olduğunu bile bilmiyordu. Mesala bir amca ile konuşmuştuk, "yavrum ilaç alcaksın dediler geldik bilmiyorum ki akciğerimde bir sorun varmış" diyordu. Bazıları ise kendini çok acındırıyordu, sürekli hastalığından ve tümörlerinden bahseden biri vardı mesala. Benim Uludağ'da okuyan arkadaşlarım desteğe yanıma geldiklerinde hemen onlara kendini anlatıyordu, tamam anlıyorum elbet üzgünsündür teyze ama ben de hastayım yani aynından bende de var ve moralim bozuluyor :D


Yan etki derya denizi


Şimdi biraz kemoterapinin yan etkilerinden bahsedeyim, genel olarak bütün kürlerde aynı yan etkiler oldu. İlaç aldığım günler direk halsizlik yapıyordu eve gelir gelmez uyuyordum, ilacın ilk gününden itibaren çok belli bir cilt kuruluğu oluyordu, cildiniz yağlanmıyor, elleriniz ve dudaklarınız çatlıyor. Uyaranlara karşı çok duyarlı olmaya başlıyorsunuz, saat tık'ı beynininiz içini oyuyor gibi gelebilir mesala. Koku alma duyunuz inanılmaz gelişiyor, odamda uyurken kapılar kapalı olmasına rağmen mutfakta pişen yemeğin kokusuna uyandığımı biliyorum. Bu kadar iyi koku alabilirken tat alma duyunuz resmen sıfırlanıyor ve ağzınızda iğrenç, metalik bir tat oluyor. Bir de en ufak bir hareketinizde kalbiniz güm güm güm diye çarpıntı yapıyor.


Ama bence insanı en çok etkileyen şey -en azından beni- mide ve bağırsak problemleri oluyordu. Çok sık mideniz bulanıyor, yanıyor, öğürüyorsunuz, su bile içemeyecek hale gelmiştim ben en son. Üstelik midemde ve bağırsağımda çok fazla gaz oluyordu bir şey yemememe rağmen. Bunları yaşarken bir de biraz depresif oluyorsunuz tabi, yan etkiler hiç geçmeyecek gibi geliyor. Düşünsenize iki gün grip oluyoruz ah öldüm vah bitti diye ağlıyoruz, kemoterapide öyle ilaçlar veriyorlar ki bunlar gerçekten sizin hücrelerinizi öldürmek için çalışıyor ve vücudunuzun bütün düzeni bozuluyor.

İlk iki kürde bunların hepsini atlattım çok fazla sıkıntı çekmedim, yaklaşık 4-5 gün içinde normal tencere yemeği yiyebilir hale gelmiştim. Ama artık son kürde hem psikolojik hem fiziksel olarak bitik hale gelmiştim. 3 gün ilaç aldım dedim ya, son gün inanın hastaneye gitmeyecektim, o kadar depresiftim ve gitmek istemedim ki anlatamam. Sonra nazın kime deyip mecbur gittim ama yan etkiler sadece ilaç aldığım günle kalmadı. 5 günde geçen etki 10 günden fazla sürdü, ben başladım "dayanamıyorum, çok ağır, atlayamyacağım" diye ağlamaya. O küre kadar en fazla boş boş öğürmüş biri olarak bir hafta boyunca midemde hiçbir şey tutamadım, sürekli panik atak geçirdim, en ufak harekette midem bulandığı için yürürken midem sallanmasın diye 1 gün boyunca tuvalete bile gitmediğim oldu.

Saçımı kestirdiğim ilk gün ve buruk gülümsemem :)

Allah düşman başına vermesin derler ya, heh işte o söz kemoterapi için geçerli bence. Ama bazılarına da hiç etki yapmıyormuş ben anlamadım, 2 gün yatıp sonra işe okula gidenler varmış, onlar kesinlikle ben değilim :D Erkek arkadaşım günlerce beni sakinleştirmekle uğraştı, sürekli "normal insanlar gibi yaşayamıyorum" diye ağlıyordum ve gerçekten, gerçekten çok zordu. Şu yaşıma kadar birsürü kötü olay/zaman yaşadım ama hiçbirinde bu kadar dibe vurduğumu hatırlamıyorum. Bazı olaylar vardır ya yaşarken çok kötü gelir ama sonra dönüp baktığında "aslında o kadar büyütülecek bir şey yokmuş, ben abartmışım" dersin, bence bu kesinlikle öyle bir şey değil.

Kemoterapi ile ilgili iki şey söyleyip bu konuyu kapatıyorum. Birincisi, aldığınız ilaca göre saçlarınız dökülebilir. Benim ikinci kürden hemen önce ve birden döküldü, 4 gün içinde falan. Hepsi değil de bölük pörçük yamalar halinde ve yastığa sürtünen yerler dökülüyor. Benim şu an tedavim bitti hatta yeni saçlarım çıkıyor ve hala dökülmeyen saçlarım var. Neyse, bu hastalıkla ilgili üzüldüğüm en en en en son şey saçım oldu benim çünkü o an çok daha büyük dertleriniz oluyor - hayatta kalmak gibi. Ha saçımın tutam tutam elime geldiği ilk gün çok ağladım orası ayrı ama sadece o gün ağladım, sonra gittim pembe peruk aldım kendime. Dediğim gibi olana çare yok, onu en iyi şekilde nasıl atlatabilirim diye baktım hep. Bir de saçı dökülen ilk kişi ben değildim, bu alışkın olduğum bir durumdu ve kendimi hazırlamaya çalışmıştım biraz da.

Umutla saçımızı kestirirken

Ama saçımı kestirme anım çok komikti, bir gece yatıyorum bir baktım dökülen saçlarım yastığa sürtünmekten birbirine dolaşıp keçe gibi olmuş. Bunu fark ettiğim an o ana kadar bütün "belki az dökülür, kestirmiycem" inadım kırıldı, dedim "Cemre s.çtın bu saçı hayatta açamazsın kestirmen lazım". El mahkum ertesi sabah direk kuaföre gidip kafayı kazıttık, kazıttık diyorum çünkü canım erkek arkadaşım da destek olmak için benle bayan kuaförüne gelip saçlarını kazıttı.

İkinci olarak, kemoterapi sadece kanserli değil sağlıklı hücrelerinizi de öldürerek çalışan bir şey. Buna rağmen vücudunuz hala çalışıyorsa, siz bir şekilde hayatta kalmayı başarıyorsanız dahası için savaşmak zorundasınız. Savaşmamda yanımda olan herkese çok çok teşekkür ederim, yapacak daha çook şey var :)

Bu yazıların devamına ameliyatım ve sonrasındaki tedavimle devam edeceğim. Güncellemeleri bekleyin!