19 Haziran 2019 Çarşamba

Yaratıcılığın Altın Anahtarı : Yaratıcı Beyin


Biyoloji ile ilgili belgesel/film/dizi serimin ilk yazısına hoşgeldiniz <3 Bu yazıda Beyin, Incognito gibi kitapların yazarı, Stanford Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak çalışan David Eagleman'ın belgeseli "Yaratıcı Beyin" den bahsedeceğim size. 


"Yaratıcılık" insana özgü bir yeti midir? Beynimiz nasıl daha yaratıcı fikirler buluyor? David Eagleman'ın sinirbilim araştırmalarını bize sunan belgesel "Yaratıcı Beyin" e göre evet, yaratıcılık insana özgü bir şey. Peki biz yaratıcılığın renkli yansımalarını hayatta nasıl kullanıyoruz? Beyin bu fikirleri nasıl buluyor, yaratıcılığın altındaki sinirsel olaylar neler?

Gerçekten de yeni bir şey üretirken fikirler insanın aklına "ipekten bir yastıkta oturup bekleyince kendi kendine gelmiyor". Çalışmak, beynimizi kullanmak zorundayız ve kendi potansiyelimizi ortaya çıkarmamız gerekiyor. Peki bu nasıl olacak? Nanoteknoloji uzmanı Michelle Khine, araştırma yapmak ve bilim hakkında şunu fark etmiş: Başkalarının keşfetmediği bir şeyi keşfetmek zorundasınız. Labının yeni kurulduğu, cihazlarının henüz yerleşmediği bir anda, araştırmasına devam etmek için bir şeyler yapmak zorunda kalmış ve araştırmasında çocukluk oyuncağının bir özelliğini kullanarak kendine yeni bir donanım sağlıyor. Ç
aresizlik onu yaratıcı olmaya zorlamış ve bu şekilde elinde gerekli pahalı cihazlar olmadan basit bir çözüm ile yoluna devam edebiliyor. Şimdi size bu cihazın araştırmadaki yönünü anlatmayacağım ama izleyince ne kadar basit bit düşünme tarzı olduğunu göreceksiniz.



Yaratıcılık insana özeldir dedik, peki insanı özel kılan şey ne? Neden sadece biz yaratıcıyız? İnsan girmemiş yağmur ormanları yüzyıllardır aynıyken bizim çevremiz nasıl bu kadar hızlı değişiyor? Bu tamamen evrimin bize hediyesi. Diğer hayvanların beyinlerinde algı ve tepki bölümleri yan yana, bir olay direk belli bir tepki yaratıyor ama insanlarda algı ve tepki bölümleri arasındaki mesafe daha fazla, bu sayede olay direk otomatik tepkiye sebep olmuyor. Örneğin bir hamster yemeğini görünce direk yerken biz yemeği sanata çevirebiliyoruz. Beyin mesafe arttıkça yeni bağlantılar kuruyor ve bu yeni bağlantılar ile farklı ihtimalleri düşünebiliyor. İşte bu sınırsız bağlantılar yaratıcılığın temelini oluşturuyor.

Vücudumuzda ön beyin (prefrontal korteks) büyüdükçe iki bölge arasındaki mesafe arttığından beynimiz bize çok daha fazla hayal gücü sağladı. Başka bir örnek mimar Bjarke Ingles, yeni fikirler üretebilmesini “elinizdeki materyalleri göz önüne sererseniz hayal gücüne üzerinde çalışacak şey verirsiniz” diyerek açıklıyor ve dünyayı henüz gerçekleşmemiş haliyle hayal edebilme gücüne “yaratıcılık” adını veriyor. Beynimiz büyüdükçe eyleme geçmeden önce seçenekleri değerlendirmeyi öğrendik. Bu seçenekler de nöronların yaptığı yeni bağlantılardan geliyor.

Peki beynimiz yaratıcılık sürecinde ne yapıyor? Yeni bir fikri nasıl üretiyoruz? Aslında yaratıcılığın belirtilerinden biri bir fikri alıp başka bir yere uygulamak. Önemli olan şey sıfırdan bir şey üretmek değil, var olan bilgiyi yeniyle birleştirip uygulamak. Çok fazla bilgi okuyunca bu bilgilerimizi çok farklı yerlerde kullanabiliyoruz. Yani ne çok algı/bilgi algılarsak beyne üzerinde çalışması için o kadar malzeme veririz. Peki beyin nasıl üretiyor?



Biz yaratıcılığımızı konuştururken var olan şeylerin şeklini değiştirip yeni bir şey üretiyoruz. Gördüklerimiz arasından farklı şeyleri birleştirip yeni, işe yarar hale getiriyor. Örneğin Jazz müzik aslında başkalarının müziklerinin birleştirilmiş hali ve sürekli değişiyor, özelliği bu, sürekli üzerine yeni şeyler ekleniyor. Özgün olmak bir şeyi yoktan var etmek değildir, özgün bir şey yapmak önceki üretilen şeylere kendi hayat tecrübemizi ekleyip yeni bir şey üretmektir, özgün kılan bizim eklenen tecrübemiz oluyor yani. Kısaca kendimizi dünyaya açıp, etrafı kullanıp yeni şeyler görmeliyiz. Sıradan şeyleri sıra dışı şekilde birleştirip sıra dışı bir şey üretirsek, yaratıcılığımızı kullanmış oluyoruz.

David Eagleman, algıların hayatımızın yönelimini değiştirebildiğini de gözlemlemiş. Belgeselde buna örnek olarak savaştan dönen birinin silahtan vazgeçip seramiğe yönelmesi ama ölüm desenli (kuru kafa) gibi şeyler üretmesi gösterilmiş. Kişi savaş algısını kullanıp bu şekilde duygularını dışa vurup diyalog kurabilir hale geliyor ve buna “yaratıcılığın iyileştirici gücü” deniyor. Buradan da gördüğümüz üzere yaratıcı süreç insanları değiştiriyor, örneğin mahkumlar hapiste bir şeyler üretiyorlar ve bunların somut birer ürün olduğunu görüp ilk defa o odadaki suçlular olmaktan başka bir şeyle, kim oldukları ile tanımlanıyorlar. İlginç olarak, hapishanede yaratıcı işlerle uğraşan mahkumlar dışarıya çıktıktan sonra %80 daha az suç işliyorlarmış.



Peki sizce mutluluk ile yaratıcılık bağlantılı mıdır? Eagleman’ın çalışmalarına göre depresyon, insanın içinde hissettiği boşluk yaratıcılığın azalmasından kaynaklı olabilir, yani yaratıcılık mutluluk için olmazsa olmaz bir şey. Yaratıcılığın hayatımızı geliştirme, iyileştirme gücünü nasıl kullanabiliriz? Nasıl daha yaratıcı oluruz? Bunun üç yolu var. Bir, yaratıcı olmak beynin temel özelliğine karşı savaşmak demek. Beyin enerjiye ihtiyacı olduğu için verimli çalışıp en kolay yolu seçip daha önce yaptığımız yolları, bağlantıları seçiyor. Yaratıcılık ise en kolay yoldan saptığımız zaman oluyor. Yeni şeyler denemek yön değiştirmekten bahsediyorum. Yeni şeyler öğrenmek her zaman kolay değil, hata yapmayı kabullenmek zorundayız. Aslında bu çok kolay çünkü beyin hep yenilik arar çünkü alışıldık şeyler beyni giderek daha az uyarır.

İkinci yol sınırları zorlamaktan geçiyor. Sıkıcı, eski bir şey fark yaratmaz ve çılgınca bir şeye de kimse inanmaz, burada önemli olan şey dengeyi kurmak. Her şeyi deneyip neyin ise yaradığını görmeli insan yaratıcı olmak için. Bir tasarıma “garip” deniliyorsa tebrikler, yaratıcılıkta altın madalyayı aldınız demektir! Çünkü garip olan alışılmamış ve yenidir, yaratıcıdır. Eagleman sanatçılara sormuş: “Dengede olduğunuzu nasıl anlıyorsunuz?” Cevap ise çok basit: Bilmiyorlar. Yapılan ortaya çıkana kadar aşırıya mı kaçtın, eskide takılı mı kaldın tam bir muamma.



Üçüncü ve son yol aslında hepimizin korktuğu şeyi anlatıyor, bir şeyler yaratmak zordur çünkü başarısız olabiliriz, başarısızlık kötü olduğu için kaçıyoruz ama aslında hata yapmamız gerekiyor. Çünkü tam olarak başarı başarısızlığın küllerinden doğar. Başarısızlıktan daha az korkmalıyız, eğer olmazsa yenisini yaparız.

Yaratıcı mı olmak istiyorsun? Yeni şeyler dene, kolaydan kaçın, ortayı bul, başarısızlıktan korkma. Böylece insan olmanın avantajını kullanmış olursunuz. Elinizden geleni yapın ve risk alın, yaratıcılık zaten sizin beyninizde. Birazcık zorlayın 😊 Belgeseli izlemek isterseniz Netflix'te bulabilirsiniz!


13 Haziran 2019 Perşembe

Hayattaki İlham Perilerim

Hayatta her zaman mutlu olmuyorum. Düştüğümde kalkmaya motivasyon bulmak için ya da kişiliğimi oturtmaya çalışırken bana örnek olması için takip ettiğim insanları sizinle paylaşmak istiyorum. Bu kişilerin hayatta neler başardıklarını, neleri nasıl atlattıklarını görünce hem ileride yapmak istediğim şeyler için örnek alabileceğim fikirler elde ediyorum hem de "onlar yaptıysa ben de yapabilirim" düşüncesi ile çok daha iyileri için heveslenip uğraşıyorum. 


Nesrin Özören


İlk örneğim mesleki anlamda bana çok örnek olan, okulumdan çok sevdiğim hocam Profesör Doktor Nesrin Özören. Kendisi 1995 yılında Moleküler Biyoloji ve Genetik'in ilk mezunu ve bölüm ikincisi olarak Boğaziçi'nden mezun oluyor ve mezuniyet sonrası University of Pennsylvania'da doktora eğitimi almaya başlıyor. Doktoradan sonra ise University of Michigan - Ann Arbor'da araştırmalarına devam edip 2005'te Boğaziçi'ne geri dönüyor. Laboratuvarı AKİL' i kurduktan 7 yıl sonra labda çok önemli bir buluş yapılıyor: Kanser aşısı. Antijen taşıyıcı molekül olarak ASC proteinini kullanıyorlar aynı zamanda bu buluş sadece tümör hücreleri değil bulaşıcı hastalıklar için de kullanılabiliyor. Bu sistem Japonya, Amerika, Avrupa ve Türkiye'den patentlerini aldı, hem de üç kıtadan patent alan ilk Türk biyoteknoloji buluşu olarak! Şimdi ise kurduğu biyoteknoloji şirketi VacciZone'u geliştirmek için Amerika'da yatırımcılar ile görüşüyor
.



Nesrin hoca hayatını sadece araştırmaya adamıyor, Moleküler Biyoloji Derneği'ni kurup 2014'ten beri başkanlığını da yapmanın yanında bir de anne! Bu kadar genç yaşta başarıları sonucu profesör olmasının dışında bilim aşkının peşinden koşup yurt dışına gitmesi ve araştırma yaparken bebeğini başarı ile büyütebilmesi, kadınların çalışarak her şeyi elde edebileceğini gösteren çok iyi bir örnek ve benim için çok büyük bir ilham kaynağı. 
Ben bitirme projemi Nesrin Hoca ile beraber AKİL'de yapmıştım, labın sitesinden (buraya tıklayabilirsiniz) yaptığı buluş hakkında çıkan haberlere, ropörtajlarına bakabilirsiniz.


Polina Churshanova


Bana ilham veren ikinci insan Polina Churshanova. Kendisini zaten biliyorsunuzdur, ben de 3 yıl önce Youtube'da denk gelmiştim ve şu son 3 yılda hayatının nereden nereye geldiğini, neler başardığını gözümle görmesem, birinin bunları bu kadar kısa sürede yapabileceğine inanmazdım. Bilemeyenler olabilir diye hem de neler yaptığına beraber bakalım diye özet geçiyorum: Liseden beri tek hayali olan Yıldız Teknik Üniversitesi'ni kazanıyor ve bölüme geçtikten kısa bir süre sonra okulu bırakmaya karar veriyor. Bu çok büyük bir cesaret örneği çünkü o kadar tutturduğunuz bir şeyin size göre olmadığını önce kendinize sonra etrafınıza itiraf edebilmek çok çok zor bir şey. Aynı süreçten ben de geçtiğim için biliyorum, bölümü yapamadığım zaman bunu kendime itiraf edene kadar çok üzülmüştüm, okulu bırakma fikrini kabullenememiştim. 

Aslında Polina için her şey bundan sonra başlamış, peki ben ne istiyorum diye sorarak hayalinin ilk defa bir marka iş birliğiyle gidip aşık olduğu New York'ta okumak olduğu anlamış ve bunun için çalışmaya başlamış. TOEFL sınavı için Amerika'da dil okuna gitti, buna rağmen istediği puanı alamadı ama yılmayıp tekrar hazırlandı ve başardı. Bu sırada uzun süredir aklında olan kendi markasını kurma fikrini hayata geçirdi ve The Vibes NYC'yi kurdu, hatta üstüne üstlük Amerika'da moda pazarlaması eğitimi almaya başladı. 



Hayalini kurduğu şeyden vazgeçmeyi başarması, sınavdan yeterli puanı alamadığında vazgeçmeyip daha iyisini elde etmesi ve ilgilendiği şeyi hayata geçirip bunun eğitimini almaya başlaması benim için "düşünce kalkılabilir mi" sorusunun cevabı oldu. 

Polina'nın instagram'ı: polchurshanova
Youtube kanalı: Polina Churshanova
Markasının instagramı: thevibesnyc


Dünya Benim Evim


Üçüncü ilham kaynağım, instagramdan tanışıp birbirimizi çok sevdiğimiz Öznur ablam, yani "dunyabenimevim". Öznur abla Yemek Sepeti'nin CEO'sunun asistanı olarak mis gibi bir işe sahipken, eşi ile her şeylerini bırakıp Avustralya'ya taşındılar. Buradaki hayatlarından sonra orada sıfırdan başlamak, yeni bir yaşam kurma çabalarını ve yaşadıkları zorlukları blogunda anlatıyor. Beni çok etkileyen şey ise Öznur abla comfort zone'dan çıkmadan bazı fırsatların önüne gelmeyeceğinin, hatta bu zone'dan çıkmanın ve çıkana kadar yaşadığımız zorlukların ödülü olarak çok güzel şeylerin yaşanabileceğinin bir örneği. 

Mesala Öznur abla Türkiye'deyken yoga eğitmeni olmuştu ve daha sonra Melbourne'a taşındılar. Oradayken karar veriyor ve eşinin de desteği ile -tam da gerçek bir işe başlamışken- işi erteleyip Hindistan'a eğitmenlik için gidiyor. Benim de en büyük hayallerimden biri Hindistan'da bir yoga okuluna gitmek, ama Türkiye'deyken cesaret edemeyip taşınmayı başardıktan sonra Hindistan'a gidebilmesi bence evrenin yeni bir hayat kurmayı denediği için ona bir ödülü. Başka bir örnek, biyolojik sebeplerden dolayı çocuk sahibi olması çok zorken Hindistan'dan döndükten sonra, bence hem yoganın ve Hindistan'ın enerjisi hem de yine Hindistan'a gidebildi diye evrenin ödülü olarak, dünya tatlısı oğlu Dünya Lennon'a kavuşuyor. 



Öznur ablaya hep mi evrenden ödül geliyor hayır, mesala kendisi bisiklet binmeyi, tek başına kahve içmeyi ve gezmeyi çok seven biri ama doğumdan sonra her anne gibi o da çok zor zamanlar yaşıyor, kendine hiç vakit ayıramıyor. Üstüne üstlük Dünya'yı dünyanın öbür ucunda tek başına büyütmeye çalışıyor ve bir yandan da yetememe, iyi anne olamama korkusu var. Ben çok insan tanıyorum doğum sonrası sadece bebeğe odaklı olmadan dolayı depresyona giren. İşte Öznur ablanın bana ilham olan yönü bu yetememe korkusunu paylaşabilmesi ve kendini zorlayıp, eşinden destek alıp eve kapanmak yerine kendine vakit ayırmaya çalışması. Boş olduğu an oğlunu alıp kahve içmeye ya da sadece dolaşmaya çıkıyor ve bu zor durumda olan birinin en ufak bir kahveyle bile olsa nasıl hayata tutunduğunu gösteriyor. Değiştirmeyeceğim durumlarda bile kendimi mutlu etmeye çalışmamda Öznur abla çok büyük bir ilham.

Öznur ablanın instagramı: dunyabenimevim


Ece Gülşan


Bir diğer isim ise arkadaşım Ece Gülşan. Kendisi bizim okuldan kimya mühendisliğinden mezun oldu ve şu an Amerika'da doktora yapıyor. Biz Eceyle okuldaki ilk senemde öğrenci kulübü sayesinde tanıştık, onun neler yaptığını öğrenmem ise beraber yediğimiz bir öğle yemeğinde oldu, o büyük ihtimalle bu yemeği hatırlamıyordur :) Bana İtalyanca kursuna gittiğinden, iki tane ilköğretim öğrencisine özel ders verdiğinden, aynı zamanda başka bir okuldaki hocanın araştırmalarına katıldığından, hep gezmeye çalıştığından ve bunu kendi parasıyla yapmaya çalıştığından bahsetmişti.  Bense bunların hepsini aynı anda yapıp, derslere yetişebilmesi imkansız gibi gelmişti, ağzım açık dinlemiştim. Ayrıca ilk sene notlarını yüksek tutup kimya bölümünden mühendisliğe geçmiş ki Boğaziçi'nde bu imkansıza yakın bir ihtimal, yapabilen çok az kişi var. 

Beni en çok etkileyen şeylerden biri yaz tatilinde tek başına iki haftalığına İtalya’ya gitmesi ve bu seyahatini sadece İtalyanca konuşarak geçirmesi olmuştu. Başının çaresine bakabilmesi ve bunu yerel dilde yapabilecek yetkinlikte olması mükemmel bir şey. Dahası da var, yogada kendini geliştirip Norveç'e yoga eğitimi vermeye gitti (ben de evde pijama altımla yoga yapıyorum, benzer işler bence). Bir dönem okumak için gittiği Boston'da ise sadece okula gidip gelmekle kısıtlamadı kendini, MIT'nin sertifika eğitimlerine katılıp Türk bilim kadını Canan Dağdeviren'in lab toplantılarına katılıyor. Sadece elindeki ile yetinmeyip imkanları tam anlamıyla sömürmeyi bilmesi belki de fark yaratan özelliği. Mezuniyetinden sonra Tufts Üniversitesi'nden doktora programına kabul aldı ve Amerika'ya geri döndü, orada kaldığı kısa sürede bile neler yapan ece kim bilir şimdi kendini nasıl geliştirecek. You go, girl!



Beni Ece'de en çok etkileyen şey yaptığı bir şeyi çok iyi şekilde hakkını vererek yapması. Yoga mı yapıyor, bunu eğitmenlik seviyesinde yapabiliyor. İtalyanca mı konuşuyor, İtalya'da tek başına hayatta kalabiliyor. Yurt dışında eğitimde mi, mutlaka başka şeyler de araştırıyor. Böyle hep dahasını isteyen insanları çok seviyorum çünkü "daha"nın neler olabileceği hakkında fikir edinip vizyon kazanıyorum. 

Ece'nin instagramı: ecegulsan


Ece Targıt


Bir diğer isim, benim için gerçek anlamda bir "influencer" olan Ece Targıt. Bunu yaptığı marka iş birlikleri için demiyorum kesinlikle, hatta kendisini instagramdan takip etmiyorum. Ece'nin asıl takip ettiğim işi podcast yayınları. "Yoldayız Geliyor musun?" isimli yayınlarında birçok farklı konudan söz ediyor, mesala insan anksiyete ile nasıl başa çıkar, çakralar, girişimcilik, sosyal medya ve evrendeki çekim yasası. Ben de bu evrene enerji yollama ve pozitif enerji olayını hayatıma uygulamaya çalıştığım için çok ilgimi çekiyor ve Ece bunu kesinlikle polyannacılık oynayarak "eveet her şey çok güzeel" diyip sahte gülümsemeler saçarak yapmıyor, bu çekim olayını nasıl kullanacağınızı size öğretiyor. Düşüncelerinizi yöneterek hayatınızı yönlendirme işini yeni açtığı yoga stüdyosu Flov Studio'da insanlarla paylaşmaya çalışıyor. 



Ben yoganın kesinlikle bağdaş kurup om'layarak yapıldığına inanmıyorum, önemli olan düşünceleriniz ve amacınız, ve Ece de olaya bu şekilde baktığı için yorulduğumda, düştüğümde zihnimi nasıl ferahlatıp sakinleştireceğimi bana göstererek benim için çok büyük bir motivasyon sağlıyor.

Ece'nin instagramı: Ece Targıt
Flov Studio'nun instagramı: flovstudio


Umarım bu yazı hayatta neler yapacağınızı, nereye yönleneceğinizi bilmiyorsanız size örnek olabilecek insanlar sunmuştur. Yeterince çalışırsanız, kendinizi biraz zorlarsanız ve azıcık da şans yüzünüze gülerse yapamayacağınız şey yok. Arkadaşım Ece'nin de dediği gibi, "eğer brokoli bile pizza hamuruna dönüşebiliyorsa, sen de her şeye dönüşebilirsin!"