15 Temmuz 2019 Pazartesi

Üniversiteyi Verimli Geçirme Yolları

Üniversite hayatımı bölümüm çok izin vermese de elimden geldiğince sosyal geçirmeye çalıştım. Şimdi okulum bitti ve son beş yılıma baktığımda "keşke bunu böyle yapmasaydım, keşke bunu yapmayı akıl etseymişim" dediğim bir yığın şey olduğunu gördüm ve bunları sizinle paylaşmaya karar verdim. Belki yazdıklarım öğrencilik yıllarınızı daha verimli, daha farklı, daha aktif geçirmeniz konusunda size ilham verir, siz de benzerlerini ya da daha iyilerini yapmaya karar verirsiniz.



İnekliğe son


İlk olarak çok net bir şeyle başlamak istiyorum, ders çalışarak geçirdiğim her cuma gecesi için çok pişmanım! Bölümüm ağır bir bölüm ve hem sayısal hem okumalı bir sürü dersimiz var, bakınız Boğaziçi'nde dört yılda neler öğrendim. Bu yüzden derslerimi, sınavlarımı ve deney raporlarımı yetiştirebilmek için çoğu cuma akşamını bilgisayar başında geçirdim. Ama şimdi görüyorum ki o akşamlar benim dinlenmem gereken zamanlardı, çünkü bir hafta boyunca hem kafa olarak hem beden olarak yoruluyordum ve cuma günü stressiz bir şekilde dinlenmezsem çok daha yorgun oluyordum ve bu sefer hafta sonum verimsiz geçiyordu. Şimdiki kafam olsa sınava çalışmaya bir iki gün erken başlar, pazar akşamı iki saat daha geç uyuyup raporu tamamlardım ama kesinlikle cuma günümü boş bırakırdım.



Üniversite = meslek midir?


Okulda daha fazla seçmeli ders almak isterdim, okulumu sadece bana mesleki eğitim veren bir yer olarak kullanmak yerine değişik şeyler denemek adına var gücümle sömürürdüm. Bunu öğrenci kulüpleri ile de yapabilirsiniz, varsa bunları öğreten dersleri alarak da. Mesala bizim okulda seramik, heykel, resim, piyano, badminton, okçuluk, senaryo yazma, fotoğrafçılık, çizgi roman yazımı üzerine farklı farklı dersler var. Ben bunların hiçbirini programıma uymadığı ya da hocasından onay alamadığım için alamadım, alsaydım hem zor derslerim arasında beni dinlendirirdi hem de daha çok eğlenmemi sağlarlardı. 




Seçmelileri sadece hobi olarak düşünmemek gerek. Üniversite gerçekten çok farklı kültürlerden, farklı birikimlere sahip insanlarla tanıştığımız bir yer ve ben tanıştığım insanlarla sohbet ederken bazı konularda çok eksik kaldığımı fark ettim. Örneğin politika, ekonomi ya da sosyoloji hakkında bırakın sohbet etmeyi, duyduğumu anlayacak kadar bile fikrim yok. Bu konularda en azından birer giriş dersi almış olmak isterdim.


4 koca yılda birsürü farklı şey deniyoruz; seçmeli dersler, kulüpler, sporlar... Mezun olurken sevdiğimiz, iyi yaptığımız bir şeyde onu birine öğretecek kadar iyi bir seviyeye gelsek çok güzel olmaz mı? Birsürü şeyden yarım yamalak bilgimiz olması yerine bunlardan birini çok iyi seviyeye getirmek bence çok daha mantıklı. Burada demek istediğim bahsettiğim farklı alanlardan giriş-seçmeli dersi almamak değil, onları alıp birini seçip onu çok iyi seviyeye getirmek. Herkes bir şeyde gerçekten iyi olsa ooh mis... Ben burada oyumu İtalyanca'mı geliştirmekten yana kullandım.




Önyargıları yıkmak için Yaşayan Kütüphane


Farklı insanlar tanıma konusundan devam edelim. Artık yaygınlaşmaya başlayan "yaşayan kütüphane" diye bir etkinlik var. Genellikle önyargıyla yaklaşılan ya da ayrımcılığa uğrayan ve "yaşayan kitap" olarak nitelendirilen insanlarla karşılıklı oturup birebir diyalog halinde olup onları tanıma şansı elde ediyorsunuz. Bu "kitaplar" eski uyuşturucu bağımlıları, seks işçileri, LGBT bireyler, farklı meslek gruplarından insanlar, trajedi yaşamış insanlar, farklı dini ya da etnik kökenlerden gelenler gibi farklı gruptan oluyor. 


Ben bazı gruplara karşı önyargılı olduğumun farkındayım çünkü etrafımda çok fazla o gruplardan insan olmadı ve onları tanıyamadım ama belki bu yüzden bana çok farklı şeyler katacak insanları kaçırdım, ya da bir gün ben de o gruplardan birine dahil olabilirim. O yüzden ne kadar farklı insanlar tanıyıp önyargılarımı yıkarsam, hayatıma o kadar çok yatırım yapmış olurum diye düşünüyorum.

Yaşayan Kütüphane etkinliğinden


Etrafındakilere güven


Ben genelde işlerimi bireysel halletmeyi seven biriyim, bir proje yapacaksam tek yapmayı denerim ya da bireysel sporları yapmayı daha fazla severim. Bunun nedeni bence grup halinde çalışmaya alışmamış ve haliyle bir iş söz konusu olduğunda (ödev ya da maç kazanma) etrafındaki insanlara güvenmemem. Bunu yenebilmek için iki şey yapabilirdim, birincisi bir takım sporu oyuncusu olabilirdim. Herkesin farklı sorumluluğu olduğu bir takımda rol alsaydım maçı kazanmak için herkesin elinden geleni yapacağına emin olup 
takım arkadaşlarıma güvenecektim.

İkinci olarak da sevdiğim bir öğrenci kulübünün yönetim kuruluna girebilirdim. Etkinliklerin planlanması, tanıtılması, okul ile ilişkilerin yürütülmesi, maddi işler derken farklı alanlarda birçok insanın sorumluluk alması ve kulübün ancak bu insanların beraber çalışması ile ayakta kalması beni diğer arkadaşlarıma güvenmeye zorlardı.




İnsiyatif alan kişi siz olun


Eğer bir hobiniz varsa ve okulda bunu geliştireceğiniz bir kulüp yoksa kendiniz etkinlik yapın. Birkaç arkadaş ile başlamanız yeterli. Mesala ben yoga yapıyorum ama okulda düzenli olarak toplanıp yoga yapan, eğitim veren bir kulüp yok. Ben okulun Facebook grubuna "ben şu gün şu saatte yoga yapacağım, isteyen gelsin" yazsaydım eminim ki okulda bunun eksikliğini duyup bana katılacak birsürü insan çıkacaktı. Birkaç kez toplanıp kişiler oturdukça bize eğitim verecek kişiler, sohbet edebileceğimiz yoga uzmanları çağırmak isterdim. 


Bunu yapmak çok mu zordu, hayır ama ben başkasının bunu yapmasını bekledim. İnisiyatif alıp da çağıran kişi olmadım. Aynı şey İtalyanca için de geçerli mesala, her hafta toplaşıp film izleyecek, İtalyan mutfağından yemekler hazırlayacak öğrenciler zaten benim sınıfımda vardı, ben yine "hadi gelin bu hafta bu pizzacıya gidelim" yerine "hiç böyle etkinlikler yapmıyoruz" demekle yetindim.



Gönüllülük projeleri


Hayatta karşılıksız bir şey yapmanın çok önemli ve anlamlı bir şey olduğunu düşünüyorum ve bunu yapanlara inanılmaz imreniyorum. Belki biraz yediğim kazıklardan, enayi yerine konmaktan bilmiyorum (:D) ama gönüllülük projeleri hep yer almak isteyip adım atmadığım bir konu oldu. İhtiyacı olan biril
erine yardım etsem ve teşekkür olarak kocaman bir sarılma alsam ne kadar güzel olurdu kim bilir. Örnek olarak görme engelliler için kitap seslendirme, çocuklar için kermes yapma, Avrupa gönüllülük hizmeti geldi aklıma.


Derdini anlatma & Kendini ifade etme 


Kişinin işi, yaşı ne olursa olsun kendini ifade etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu gerek sohbet ederken, gerek önemli bir sunum yaparken geçerli. Düşünsenize bir davanız var ve haklısınız, avukatınız lafı eveleyip gevelese, hakimi ikna edecek şeyler sunmasa siz o davayı haklı olmanıza rağmen kazanabilir misiniz? Ya da yüksek lisans tezinizi hocalara sunuyorsunuz ve sizi soruları ile sıkıştırıyorlar, panikleyip ağlamaya başlayabilirsiniz bile. 


İşte bu yüzden bence herkes münazara eğitimi almalı diye düşünüyorum. Karşınıza sizi haksız duruma düşürmeye çalışan biri her zaman çıkabilir ve kendi doğrunuzu düzgün bir şekilde aktarmanız gerek. Okulumda münazara kulübü vardı ama eğitimleri yoğun olduğu için ben teşekkür katılamamıştım. Eğer okulunuzda bu şekilde bir imkan yoksa bol bol sunum yapıp topluluk önünde konuşma yeteneğinizi geliştrebilirsiniz.



Ben üniversite hayatımda kendime daha çok şey katamadığım için pişmanım, umarım bu yazı sizin aklınıza yapabileceğiniz yepyeni fikirler getirir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder