15 Eylül 2019 Pazar

DNA Hakkında 3 TED Talk - Biyolojik Konuşmalar #1

Biyoloji hakkında en iyi TED Talk'lar yazı dizimin ilk yazısı olan DNA ayağına hoşgeldiniz! Burada DNA'nın nasıl modellendiğinden başlayıp evde DNA analizinden insan yapımı DNA'lar üzerine konuşan 3 tane konuşmadan bahsettim, iyi okumalar / dinlemeler!

DNA'yı Nasıl Keşfettik? - James Watson


James Watson Chicago Üniversitesi’nde üçüncü yılındayken Schroedinger’in bir yazısını okuyor: Yaşamın özü, kromozomlarda bulunan molekül formundaki bir bilgidir. Bunun üzerine Watson’ın aklına bir soru gelmiş: Peki bu bilgi nasıl kopyalanıyor? Genetikçi olup bunu araştırmak için Caltech’e başvurmuş ama reddedilmiş, onun yerine Indiana’ya gitmiş ve gen ile DNA’yı öğrenmiş. İtalya'da gittiği bir konferansta bir konuşmacı, DNA ve x-ray kristallografisi hakkında konuşma yaparken kromozomlardaki genetik bilgiyi içeren olası molekülün protein değil, DNA olduğu anlatmış.

DNA'nın ilk fotoğrafı

Watson bu kişiyle çalışmak isteyip reddedilince bu sefer Cambridge’e gidiyor, orada Francis Crick ile tanışıyor ve beraber DNA’nın modelini çıkarmaya karar veriyorlar. Francis konferanstaki adamı tanıyormuş ve bu adam DNA’nın heliks yapıda olabileceğini düşünüyormuş. Birsürü insan, Rosalind Franklin bile gelip Crick ile Watson’ın üç zincirli modeli saçma bulup gülmüş. Daha sonra çalışmaya devam edip 1953'te baz eşleşmesini bulmuşlar. A’nın karşısına T’nin geldiğini, C’nin karşısına G’nin geldiğini bulup zincirlerin ayrılması ile kopyalama mekanizması olduğunu görmüşler.

Yanlış da olsa yaptıkları ilk model

Peki bu genetik bilgi ne işe yarıyordu? Tamam, DNA RNA’ya bilgi aktarıyordu ama RNA’dan protein nasıl oluyordu? Nükleotidlerin 4 harfli kodundan nasıl 20 harfli protein koduna gidiliyordu? Daha sonra deney tüpünde RNA’dan polifenilalanin proteinini elde etmeye başarıyorlar ve bu aslında genetik kodun ilk kırılma noktası olmuş. 1980'lere geldikçe kanser hücreleri ile normal hücrelerin DNA’larının farklı olduğunu gördüler ve şu çıkarımı yaptılar: DNA’daki eklemeler çıkarmalar (yani mutasyonlar) eğer belli yerlerde ise, bu değişimler bizi hasta eder. Daha sonra otizmi araştırmışlar ve otizmden sorumlu birçok gen bulmuşlar, hatta otistik bir çocukta bir çok genin eksik olduğunu görmüşler.



TED Talk'a buradan ulaşabilirsiniz.



Kişisel DNA Testi Çağı Burada - Sebastian Kraves


Bugün ağız içi dokumuzdan filtre kağıdına aldığımız bir örneği küçük bir makineye koyup, makineyi de istediğimiz hastalığın DNA’sını taramaya ayarlarsak kendi kendimize hastalık hakkında DNA testi yapabiliyoruz, mükemmel değil mi? DNA 3 milyar harf içerse de anlamlı olan kısmı sadece birkaç bin harf kadar ve bir hastalığı araştırırken sadece bu anlamlı birkaç bine baksak yeterli olabiliyor.




30 yıl önce gerekli satırlara bakmak için gerekli bir metot geliştirildi. Kullanılan makinalar aranılan geni bulup o geni kopyalayarak, her bir kopyanın da kopyası yapılarak o genin baskın hale gelmesini ve onu yorumlayabilmemizi sağlıyor. Mesela “bu çocuk benim çocuğum mu, hangi ırka aitim, göğüs kanseri olma riskim nedir?” bu yöntemin cevaplayacağı sorulardan yalnızca birkaçı.

Kraves bundan birkaç yıl önce arkadaşıyla beraber herkesin kullanabileceği DNA makinaları yaptı, amacı bilimi herkesin kullanabileceği bir şey yapmaktı. Düşünsenize, herkes evine DNA analiz etse dünya nasıl olurdu? Çiftçi çiftliğindeki hayvanlarda salgın hastalığı hemen tespit edebilir, doktorlar bir yerdeki virüs salgınını hemen araştırabilir, hatta uzayda bağışıklık sistemleri daha az çalışan astronotların bile hastalanıp hastalanmadığı anlaşılabilir.



Yani Kraves amacına ulaştı, artık herkes DNA teknolojisi ile iç içe. Facebook’u düşünün, bir odada yazılan kod ile 1 milyardan fazla kişi birbirine bağlanabilen hale geldi, her evde bulunan DNA analiz makinasi ile neler neler yapabileceğinizi hayal etmeye çalışın, ben edemiyorum :)

TED Talk'a buradan ulaşabilirsiniz.




İnsan Yapımı DNA’nın Sunduğu Köklü İmkanlar - Floyd Romesberg


İngiliz alfabesinde 26, DNA’da ise sadece 4 harf var ve bu 4 harf ile 20 amino asit üretiyoruz. Şimdi bu dört doğal nükleotide ek iki sentetik nükleotid daha olduğunu hayal edin. Bu nasıl yapıldı? Araştırmacılar labda birsürü yeni nükleotid oluşturdular ve bunların hangilerinin eşleşebilip baz çifti oluşturduğunu araştırdılar. Bu yeni nükleotidlerden iki tanesi gerçekten eşleşti ve sonraki adım olarak bu bazları DNA’ya sokmaları gerekiyordu. Romesberg’in labındaki öğrenciler alglerde bunu yapan, yani nükleotidleri DNA’ya ekleyen bir protein buldular ve bu proteini bakteride yeni nükleotidler üzerinde kullanmayı denediler. Vee işe yaradı! Yeni nükleotidlerimiz artık çok sevgili klasik A,C,T,G bazlarımız gibi DNA’dalar. Şimdi sırada ne var?



Solda klasik aminoasitler, sağda yeniler


Sonraki adım bu hücrenin düzgün biçimde bölünebilmesi, bölünürken sadece klasikleri değil, bu yeni sentetik nükleotidleri de hücreye alması. Rosemberg bunu da yapmayı başardı. Düşünsenize, hayatımız 4 nükleotid üzerine kuruluydu, peki ya artık yaşam o kadar özel değilse? Bildiğimiz hayat belki de tek olası yol değildir, yeni sentetik nükleotidlerimiz bize bambaşka kapılar açabilir, bu da o nükleotidlerden üretilen proteinler ile olur çünkü hücreler yeni fonksiyonlarını proteinler sayesinde kazanıyor.

Peki bu bakteriler yeni ne proteinler üretebilir? Bakterilere kullanmamız için protein ürettirebiliriz, mesela ilaç olarak kullanılan insülin aslında bir protein. Yeni ilaçlarımızı ürettik ve insanlara verdik diyelim, proteinler vücuda verildiğinde stabil olmayacaklar ve yabancı bir ortamda hemen sindirilecekler. Peki onlara bir şey bağlasak da sindirilmelerini önlesek ve hedeflerine gitmelerini sağlasak? Bunu yaparsak, yeni birçok ilaç gerçekten de istediğimiz gibi çalışabilir. Mesela bunu kanser hücrelerinde kullanabiliriz. Kanser hücrelerini hedef alsak, ve bulunca onları öldürecek bir protein salgılayan yarı sentetik organizmalar üretsek mükemmel olmaz mı?




Bu yeni nükleotidlerin RNA sentezlemesi ve bu RNA’dan protein üretmeleri de sağlandı. Dört yerine altı harf ile yaşayabilen, büyüyen, protein üreten yeni bir yaşam biçimi üretildi. Ama bu yarı sentetik organizmalar deney tüpünde özel olarak beslenen organizmalar, insan vücudunda ihtiyaç duydukları özel besini alamayacaklar. Ya da suları temizleyen bakteriler kullansak, okyanuslarda bu besini bulamayacaklar. Eğer bu besin sorunu çözülürse, dünyada nelerin değişebileceğini bir düşünün derim.

TED Talk'a buradan ulaşabilirsiniz.

5 Eylül 2019 Perşembe

Para Biriktirme Yolları


"Ah bi param olsa neler yapardım!", "öğrenciyiz elde bu kadar var" diyip almak istediği şeyleri sadece rüyasında görenlerdenseniz, şimdi size rüyalarınızı gerçekleştirmek için birkaç tüyo vermek istiyorum. Bunların tamamı benim kendimde denediğim ve işe yaradığını gördüğüm şeyler.

Yalnız şunu söylemeliyim, ben bu yazıda "nasıl daha çok gelirim olur" u anlatmayacağım, onun yerine cüzdanınızda parayı nasıl tutabilir, nasıl birikim yapabilirsiniz bundan bahsetmek istiyorum.

  • İlk olarak şunu söyleyeceğim, çok basit ama önemli: Gelir - gider = birikim değil, gelir - birikim = gider olarak düşünün. Ben bunu şöyle düşünüyorum, elimde 500 lira var. 500 ün 150 sini hop geldiği gibi kenara atıyorum. 350 bana kaldı. Bunun 250 sini net harcamama ayırıyorum, 100 ü de ihtiyacım olursa kullanırım diye düşünüp ayırıyorum. Ay sonunda 250 yi harcadım, 100 den de X lira harcadım, 150 + (100 - X) olarak biriktirmiş oluyorum. 


  • Harcamalarınızı bilmek: Burada asıl olan gerçekçi olmak, harcamalarınızın ne kadar olacağını aşağı yukarı bilip ona göre kenara ayırmak. 500 ün 400 ünü biriktireyim, 100 le bir ay geçineyim derseniz o iş yürümez. Biriktirdiğiniz paradan almak zorunda kalırsınız, bu da hem moralinizi bozar hem de birikiminizi lazım oldukça tırtıklayabileceğiniz bir kasa olarak görmenize sebep olur.


  • Harcamaları görmek: Ne kadar biriktirebileceğinizi görmek için liste yapmakla başlayın. Yemeğe şu kadar, telefon faturası şu kadar, kahve, sigara, alkol, ne varsa neyi ne kadar kısabileceğinizi düşünün. Haftada dışarıda 4 yemek yerine 1 kez yiyin, daha ucuz telefon paketine geçip daha ucuz olan sinemaya gidin. İstanbul Levent'te 30 liraya da sinema var 14 liraya da.


  • Banka kartı kullanmak: Çok klişe olacak ama zorunda kalmadıkça kredi kartı değil banka kartı kullanın. Eminim birçoğunuzun banka hesabı vardır. Paranızı mümkün olduğunca buradan harcamaya çalışın. Pahalı bir elektronik ya da uçak bileti gibi bir anda bütçenizin yetmeyeceği şeyleri taksitlendirmek için tabi ki kredi kartı kullanın ama günlük harcamalarınızda kesinlikle kullanmayın. Çünkü kredi kartı ile yapılan ödemelerdeki "cebimden para çıkmıyor" hissi insanı daha da harcamaya yöneltiyor. Naktiniz yoksa karttan da harcamayın, yani olmayan paranızı harcamayın.


  • Nakit taşımak: Kredi kartı yerine yanınızda nakit taşıyın. Yukarıda banka kartı kullanın dedim ya, atıyorum 5 günlük 100 lira nakit çekin ve 5 gün cüzdanınızda kaç para olduğunu bilerek ona göre harcama yapın. Bunu ister 20 20 5 güne bölerek yapın, ister ilk gün 80 ikinci gün 20 harcayın ama böyle yapıyorsanız son 3 gün o 100 liranın dışına çıkmayın.


  • Havadan geleni huya atmamak: Elinize bir yerden para mı geçti, onu normal paranızdan ayrı olarak saklayın. Ben hemen bankaya farklı bir hesaba yatırıyorum. Dün o para olmadan da yaşayabiliyordunuz, parayı yatırınca da yaşarsınız. Yukarıda 5 günlük 100 lira örneği vermiştim. Eğer 5 gün sonunda 100 liranın üstü kaldıysa, onu da ayırın ve bankaya yatırın.


  • Tok gezmek: Dışarı çıktığınızda karnınızın tok olması inanılmaz bir tasarruf yapmanızı sağlıyor. Evde, okulda yiyip çıkarsanız en az 20 liralık bir masraftan kurtuldunuz demektir. Eğer yemek yemeye çıkıyorsanız, sonrasında çay-kahve içmeyin. Starbucks'tan aldığımız sıradan bir kahve en azından 12 lira ya da içecekseniz gidin normal kafelerde için, çayın maksimum 3 kahvenin 7-8 lira olduğu yerler hala var. 12 liralık kahveden haftada 4 defa içseniz haftada 50 ayda 200 lira yapar ki bu bir öğrenci için gerçekten fazla bir para.


  • Kahveyi uyguna getirmek: Tamam illa Starbucks'a gidilecek, o zaman da ya küçük boy alın ya da minik bir öneri: 2 küçük boy filtre kahve yerine 1 büyük boy alıp 1 tane daha bardak isteyin ve kahveyi ikiye bölün. Küçük boy 8 büyük 10 lira. 5 liraya içebilecekken neden 8 veresiniz (zaten bir yerden sonra soğuyor içilmiyor). Ya da 1 kişilik french presste kahve alıp yine 2 bardak isteyin, içinden 2 bardaklık kahve çıkıyor (denendi onaylandı).


  • Bozuk paralar: Dışarıdaki bir günün sonunda eve geldiğimizde cüzdanımızda birsürü bozuk para birikiyor. Ben her akşam bunları bir kutuya attım, gerek 2 tane 10 kuruş olsun gerek 7-8 lira olsun. Ayda bir de bunları saydım ve her ay yaklaşık 30-40 lira bu şekilde zorunlu kenara koymuş oldum. Daha sonra bunları marketlerde bütünlettim.


  • “Hangisini seçerdim?”: Diyelim ki arkadaşlarınızla kafedesiniz bir tatlı aldınız yanına da kahve bakıyorsunuz. Ben şöyle düşünüyorum: Zaten tatlı ile harcama yapıyorum, kahveden kısayım. Ya da şunu düşünüyorum: Bana bu kahve mi daha çok mutluluk verecek, yoksa aynı paraya yurt dışında yiyeceğim/içeceğim X mi? Hangisini yaparken kendimi daha mutlu hissedeceksem ona göre o ekstra siparişi veriyorum.


  • Kıyafet alışverişi: O sezonun moda kıyafetleri yerine seneye de giyebileceğiniz şeyler almaya çalışın. Bir parça alırken onunla kombinleyebileceğiniz kıyafetleri bi göz önünüze getirin. Yalnızca tek bir şortunuzla uyuyorsa almayın, ama şortun dışında eteğinizle ya da kot salopetin içine de güzel olacksa o tişörtü sakın bırakmayın. Yine çok beğendiğiniz bir kot için "buna gerçekten ihtiyacım var mı?" diye düşünün. Eğer ona benzer renkte aynı kesimde bir kotunuz varsa sallayın gitsin. Benim 1 siyah 1 lacivert 1 beyaz kotum var, mis gibi yaşıyorum :D


  • Market alışverişi: Daha ucuz yerleri tercih etmeye çalışın. Süt ürünleri gibi şeylerde belli markaları tercih ediyorsanız onları yine sevdiğiniz yerden alın ama meyve sebze, tuvalet kağıdı, şampuan gibi şeylerde ucuz olana gitmeye çalışın. Yine marketlerin kendi marka ürünleri her zaman daha ucuz oluyor. Ben şeker ürünleri tüketmiyorum bu yüzden abur cubur almıyorum, bunlar da bana her markette canımın istediği ama almadığım ürünler olarak en az 4-5 lira kazandırıyor.


  • Eğer markete gidecekseniz yanınıza sadece harcayacağınız kadardan biraz fazlasını almak gereksiz harcamanızı önlüyor. Yoğurt, ekmek, makarna, su alsanız 8 lira tutacaksa sadece 10 lira ile evden çıkın.


  • Kozmetik: Mutlaka kampanyaları bekleyin, zaten sağolsunlar Gratis ve Watsons sürekli yok 29 Ekim yok Ramazan Bayramı indirimi yaptığı için ihtiyaçlarınız olduğu anda indirim yakalamanız çok olası. Eğer indirim yoksa bekleyin, ev arkadaşınızın diş macununu kullanın, 2 gün allık sürmeyin bir şey olmaz. Azalan şeylerini indirimdeyken tabi ki yedekleyin.


  • Eğer çok ciddi bir organik, kimyasalsız ürün vb kullanıcısı değilseniz, gidin ucuz olan diş macunu, şampuan, duş jeli alın. John Frieda şampuan yerine İpek, Le Petit Marseillais yerine Benri duş jeli kullanın.


  • Son olarak, eğer elinizde paraya dönüştürebileceğiniz bir şeyler varsa mutlaka dönüştürün. Okul grubunda kitaplarınızı satın, Dolap gibi uygulamalarda hiç giymediğiniz ya da artık sevmediğiniz kıyafetleri satın. 5 lira, 10 liradan ne olacak demeden 10 tane 5 lira olunca eder size 50 lira.
Ben bu yöntemleri kullanarak 1 yılda bana yetecek kadar para biriktirmeyi başardım, umarım sizin de işinize yarar <3